Tüm haberler
BirGün 26 Jun 2026, 13:57 Kültür Sanat

Yoko iyi!

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), Akbank’ın desteği ve İspanya’nın León kentindeki çağdaş sanatlar müzesi MUSAC (Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León) işbirliğiyle Yoko Ono’nun Türkiye’de bugüne dek gerçekleşen en kapsamlı sergisine e…

Yoko iyi!

Emrah KOLUKISA

“Yoko iyi!” Bu açıklamayı Sakıp Sabancı Müzesi’nde başlayan “Yoko Ono: İçses ve İçyapı” sergisinin basın toplantısı sırasında serginin eş-küratörlerinden ve aynı zamanda Yoko Ono Stüdyo’nun direktörü Connor Monahan, sanatçının son zamanlarda neler yaptığı, ruh halinin ve sağlığının nasıl olduğuna dair soruya cevaben yaptı. Kısa ve net: “Yoko iyi!” (“Yoko is just fine!”) Neredeyse Ono’nun sergisinden alınmış bir önerme ya da talimat olabilecek denli çarpıcı bir yanıt değil mi sizce de? Başlığa taşımaya bu yüzden değer bulduk biraz da.

Adını ilk kez 1960’lı yıllarda duyuran, The Beatles grubunun üyelerinden John Lennon ile yaşadığı aşk yüzünden popüler kültürde hiç de hak etmediği bir kötü şöhrete sahip olan Yoko Ono bir yandan çağdaş sanat dünyasının en ayrıksı ve aktivist yaratıcılarından biri aslında ve Sakıp Sabancı Müzesi’nde açılan geniş ölçekli sergi de muhtemelen onu tüm önyargılardan azade bir şekilde, tam da olduğu gibi tanıtmayı amaçlayan bir seçki sunuyor. Ono’nun en erken ve en etkili yapıtlarından bazılarını da içeren 67 yapıtı bir araya getiren sergide, ziyaretçilerin katılımını da talep eden kimi işler sayesinde bir anlamda kapıdan giren herkesin özel bir deneyimin parçası olması hedefleniyor. Bu mekânda, yani Sakıp Sabancı Müzesi’nde 2020’de açılan Marina Abramoviç sergisinde de benzer bir şekilde katılıma teşvik eden ve performans ağırlıklı bir deneyim yaşadığımız için belki çok da yadırgamadık Yoko Ono’nun bu tarz işlerini ama bağlam söz konusunda çok da paralel olduğunu söyleyemeyiz iki serginin ve iki sanatçının. Yoko Ono’nun “Hisset”, “Çığlık At”, “Dokun”, “Nefes Al”, “Düşle” gibi talimatlarından hareketle parçası olduğumuz işler pekâlâ güncel dertlerimizin de yansıdığı bir deneyime dönüşebilir kanımızca. Örneğin geniş salona yerleştirilmiş mikrofona yaklaşıp çığlık atmaya cesaret eden kaç kişi, aslında içinden geçtiğimiz şu bunaltıcı günlerde zorlukla bastırdığı o acı çığlığı attığını hissetmez ki? Öte yandan keşke o mikrofonu kentin bir sokağına ya da meydanına yerleştirebilsek ve çığlıkları gerçekten herkesin duymasını sağlayabilsek… Ono’nun asıl kastettiği bu muydu acaba diye sormadan edemiyor insan.

BEDEN ALGISININ TERSİNE ÇEVRİLİŞİ

Kısaca da olsa değinmek gerekiyor elbette; Yoko Ono’nun ilk öncülerinden biri olduğu ve az önce adını zikrettiğimiz Marina Abramovic’in de farklı noktalara çektiği performans ya da beden sanatı ilginç bir şekilde kadınların baskın olduğu bir alan olarak öne çıkıyor. SSM Direktörü Ahu Antmen özellikle Yoko Ono’nun “kanonu başkalaştırıcı” bir figür olduğunu Griselda Pollock’tan alıntılarken “Irk ve cinsiyet eşitliği gibi fikirlerin henüz slogan düzeyinde kaldığı, sanat ile siyaset dünyasının büyük ölçüde beyaz erkeklerin egemenliği altında şekillendiği bir dönemde Asyalı bir kadın olarak varlık gösterebilmiş olması başlı başına dikkat çekicidir” notunu düşüyor serginin kataloğunda. The Story of Art Without Men (Erkeksiz Sanat Tarihi) adlı kitabında Kathy Hessel de performans sanatının doğuşunu ele aldığı bölümde benzer bir şekilde Ono ve Abramovic’i aynı kadraja sokuyor ve şunları söylüyor: “Bu sanatçıların birçoğu 1970’lerdeki feminist harekette aktif roller üstlenmiş olsa da -Ono’nun “Cut Piece” gibi bazı eserleri dönüm noktası niteliğindedir- çoğu, feminist söylemin henüz yazılmamış olduğu bir dönemde çalışıyordu. Beden Sanatı ya da Performans Sanatı’nın kadınlar tarafından domine edilen -ve kadınların öncüsü olduğu- bir tür olması beni büyülüyor. Kadın bedeni yüzyıllardır sanatta bir meta haline getirilmiştir; bu nedenle kadınların tam da bu aracı altüst edip onu bir protesto sembolü olarak kullanmaları hayli yerinde görünüyor.” Yoko Ono’nun işlerine bu perspektiften bakmak muhtemelen sergiyi daha güncel hale de getirecektir. Özellikle de tüm dünyadan kadınların (Türkiye’den de kadınlar var aralarında) yazdıkları “anı”larla deneyimleri paylaşarak eserin oluşmasına katkıda bulundukları “Yükseliş” adlı işi yakından incelediğinizde bunu daha derinden hissedeceksiniz. Belki siz de katkıda bulunmak isteyeceksiniz hatta…

60’lardan bu yana üretkenliğini sürdüren, çağdaş sanatın sınırlarını şiir, müzik, film gibi farklı disiplin ve medyumlarla genişleten Yoko Ono’nun en önemli özelliklerinden biri aktivizmi elbette. John Lennon ile birlikte yatakta yaptıkları ve Vietnam Savaşı’nı protesto ettikleri “Bed-in” (Yatakta) eylemlerinden tutun da sosyal önyargıların anlamsızlığına işaret eden “Bagism” (Çuvalcılık) ya da dönemin barış aktivistlerinin marşı haline gelen “Give Peace A Chance” (Barışa Bir Şans Verin) gibi şarkıları hep bu çerçevede değerlendirmek mümkün: Sanat ve aktivizmin içiçe geçtiği işler ya da eylemler… Şurası bir geçek ki, Lennon ile birlikte oldukları dönemde hem çağdaş sanat hem müzik hem de aktivizm anlamında dönemin en etkili, en yaratıcı ikililerinden biri olarak öne çıktılar ve SSM’deki sergide de bunun ağırlıklı bir yer tuttuğunu da görüyoruz zaten.

“Yoko Ono: İçses ve İçyapı” üzerinde çokça tartışılması, düşünülmesi ve deneyimleme yoluyla çoğaltılması, paylaşılması gereken bir sergi. Bunu da bir zahmet sosyal medya üzerinden değil de gerçekten temas ederek, karşılıklı konuşup dinleyerek, ilham alıp alan açmaya çalışarak ve aktivizmin yeni yollarını bulmaya çalışarak yapalım, olur mu?

 “Yoko Ono: İçses ve İçyapı” sergisi, 27 Aralık 2026’ya dek pazartesi günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Haberin tamamını BirGün'da oku

Günün trend anketleri

Ana Sayfa Belediyeler
Sonuçlar
Vekiller Partiler