Tüm haberler
BirGün 19 Jul 2026, 09:19 BirGün Pazar

Yalnız dertte değil mücadelede de yan yana

Yusuf Tuna KOÇ Türkiye, siyasetin her gün giderek yoğunlaşan bir biçimde yargı koridorlarına hapsedilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyor. Ana muhalefet partisinin yukarıdan aşağıya makul ‘muhaliflerle’ doldurulduğu, belediye başkanlarının ‘ya rozet ya hapis…

Yalnız dertte değil mücadelede de yan yana

Yusuf Tuna KOÇ

Türkiye, siyasetin her gün giderek yoğunlaşan bir biçimde yargı koridorlarına hapsedilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyor. Ana muhalefet partisinin yukarıdan aşağıya makul ‘muhaliflerle’ doldurulduğu, belediye başkanlarının ‘ya rozet ya hapis’ ikilemine mahkum edildiği, muhalefetin yeni orta doğu düzlemi ekseninde parçalanıp boğulmaya çalışıldığı yeni bir strateji ile karşı karşıyayız. Saray açısından, halktan alamadığı meşruiyet ve desteğin, iktidarını tehdit eden mecralara akışının önü farklı biçimlerde kesilmeye çalışılıyor.

Ancak adliye ve meclis koridorlarında tüm bu ‘olağanüstü’ gelişmeler yaşanırken, yaşamın kendisi iktidara yönelik muhalefeti kendi akışında ve denetimsiz bir biçimde her gün yeniden üretiyor. Öğretmenler özel sektörde yaşadıkları muamelelere karşı örgütlü bir biçimde direniyor, kuryeler hiç tanımadıkları iş arkadaşlarının kimi zaman haklarına kimi zaman cenazelerine sahip çıkıyor, emekliler ‘yaşlarına bakmadan’ miting miting sokak sokak taleplerini haykırıyor, sanatçılar hakikate değil iktidarın kurumsallaşmış sansür mekanizmalarına gözlerini kapayıp “kral çıplak” diye sesleniyor, üreticiler hasat öncesi hazırlığı olarak miting yapıyor.

Toplumun farklı kesimlerinin eşzamanlı olarak ancak hayatın farklı alanlarında yaşadıkları sorunlar, bu sorunlara karşı geliştirdiği direnişler, ancak medyada yeterince yer bulduğu zaman birbirine dokunabiliyor. Söz gelimi Doruk maden işçilerinin direnişi, belki ilk birkaç gün değil ancak azimle sürdürdükleri için bir hafta sonra halkın farklı kesimlerinin de derdi haline geldiği için, bu kadar güçlü bir kazanımla sonuçlanabildi. 
Öte yandan doğrudan mesleği, yaşam alanı sebebiyle bir sorunun örgütlü muhatabı olmasa da milyonlarca insan iktidarın dinci, işbirlikçi, baskıcı ve yoksullaştıran politikalarına karşı bir biçimde sesini çıkarmaya çalışıyor. Sosyal medyadan muhalefet mitinglerine, ülkede yaşanan tüm sorunların bizzat muhatabı olan yurttaşlar, sokakta, miting meydanında kendi sözünü söyleyebilmenin yolunu arıyor, öfkesi hoparlörlerden son ses açılan türküler ya da sonu gelmeyen takım elbiseli konuşmalarına kavuşmuyor, halk “başka türlü bir şey” istiyor.

Sahte kahramanlar, hakiki mahkumlar, sosyal medyada doğru anda doğru cümleyi kurarak derdimize dijital alanlarda derman olanlar… Hepsi anlık reaksiyonlarımızın, bir somutluğa varamadan sönümlenen heyecanlarımızın, işe giderken, marketten dönerken başımızın üstünde asılı kalan kaygılarımızın sembolik nesnelerine dönüşüyor. Ana akım ve sosyal medya, bir türlü bitmeyen fantastik yapımlardaki gibi bize her gün yeni kahramanlar ve yeni düşmanlar sunuyor. Bir tek halkın kendisi, bizzat yaşamakta olduğu hayatın kahramanı olamıyor.

Bugün ülkede muhalif ve dirençli kesimlerin en büyük eksiği cesaret ya da eylem değil, birliktelik, dayanışma ve ortak bir mücadele hattının eksikliği. İnsanca ücret için direnen emekliler, kamu ile eşit koşulların mücadelesini veren öğretmenler, adil ve zamanında maaşlar, sağlıklı çalışma koşulları için mücadele eden madenciler, ektiğinin hakkını görmek isteyen üreticiler, eşit ve güvenli bir yaşam kavgası veren kadınlar… Her gün aynı sokakları, aynı otobüsleri kullanan, aynı pazardan alışveriş yapan ve aynı gelecek kaygılarını yaşayan milyonların tek eksiği, yan yana gelerek, birbirlerinden güç alabilecekleri, birbirlerine ses olabilecekleri bir mücadele ortaklığı.
19 Temmuz’da Ankara’da ilki gerçekleşecek olan “Birleşik Muhalefet Yolunda Yanyana” Forumunun öncesinde, özel öğretmenlere, emeklilere, üreticilere ve siyasilere ortak mücadelenin önemini sorduk.

"BİRLEŞİK MÜCADELE ERTELENEMEZ: UMUT DEĞİL, GEÇİNMEK İSTİYORUZ"

Zeynel Abidin Ergen

Emekliler umutla TÜİK’in 3 Temmuz’da açıklayacağı enflasyonu beklediler. Hani TÜİK insafa gelir, enflasyonun hesaplanmasının ölçütü olan madde sepetini açıklar ve gerçekten yaşanan enflasyonu açıklar mı diye! 

Olmadı. Olmayacağı belliydi. Emeklilerin gözü çaresizce TV ekranlarındaydı! Çünkü yaşamı hep umutla beklemekle geçtiği için, bildiği şeyi yaptı. Umutla bekledi. Yine olmadı. 

Bu sefer acaba Cumhurbaşkanı; hadi şu kadarı da benden deyip, kamu emeklisi, işçi emeklisi, BAĞ-KUR’LU demeyip hepsine yüzde şu kadarını da ben veriyorum der mi diye umutlandı, yine olmadı. 

Emekli, hiç gerçekleşmeyecek olan umutla beslenmeye alıştırılmak isteniyor. 

3 Temmuz geçiyor, umut 3 Ocak’a, Ocak geçiyor, “umut” Temmuz’a erteleniyor! Velhasıl kısır döngü içinde kısır umut tükenmek bilmiyor. 

Aziz Çelik hoca, 2026 bütçesinden Ocak- Temmuz arasında faize 1 trilyon 464 milyar lira ödeme yapıldığını, emeklilere 821 milyar ödendiğini açıkladı. Yani bu demek oluyor ki bütçeden faize yüzde 17, emekliye yüzde 9,4 ödenmiştir. 190 milyar lira da işverene teşvik pirimi ödenmiş. Bu durumda bütçede faiz ve işveren teşviki; bütçenin yüzde 19,9’unu geçiyor. Özetle bütçenin beşte biri faiz ve işveren teşvikine ayrılmıştır. Başka bir deyişle faiz + işveren teşviki; emekiye ödenenin 2,11 katıdır. 

Emekli gıdaya ulaşamıyor. Faturalarını, kirasını ödeyemiyor. Pazar pazar dolaşıp, çürük çarık sebze, market market dolaşıp ucuz gıda peşinde koşan emeklilerin ayaklarının tabanı şişiyor (meyveye zaten ulaşamıyor), dizlerinin dermanı dayanamıyor. Elektrik ve doğalgaza, akaryakıta gelen zamlardan dolayı kışın donmaktan, yazın ise sıcaktan korunacak hali kalmıyor. Stres küpüne dönmüş emeklilerin sağlığı her geçen gün ciddi sorunlarla baş başa bırakılıyor. 

5 milyon 100 bin emeklinin 23 bin 552 liraya, 4-4,5 milyon dul ve yetimin ise 23 bin 552 liradan da az aylığa talim ediyor olması, umutla beslenmeyi hayal bile ettirmiyor. 
Sonuçta bütün emeklilerin aylıkları toplamını emekli sayısına bölündüğünde, ortalama emekli aylığı 27 bin liradır. BES-AR’IN verilerine göre açlık sınırı (ki sadece gıdaya ayrılması gereken pay) 48 bin lirayı, yoksulluk sınırı 120 bin lirayı aşmıştır. 

Sonuç olarak; bu hayat pahalılığında, emekli aylıkları sefaletimizin resminde öteye bir anlam ifade etmiyor. 

TALEPLERİMİZ NET

Yıllarca taleplerimizi bu sayfalarda çokça yazdık. Çok etkili demokratik eylem ve etkinliklerle kamuoyunun, muhalif siyasi partilerin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin desteğini aldık. Şimdi iki cümleyle bir kısım taleplerimizi ifade edelim: 5510 sayılı yasayı emeklilerin ve çalışanların lehine yeniden düzenleyip, 25-30 yıl çalışmış emeklinin en düşük emekli aylığını işe yeni başlamış en düşük memur maaşına eşitleyip, kademelendirilsin istiyoruz. Emeklilerin sendika hakkı tanınsın istiyoruz. Bunlar mümkündür. Yeter ki GSYH adil bölüşülsün. GSYH’den emekliye ayrılan pay OECD ülkeleri ortalamasına yükseltilirse sorunun ekonomik boyutu çözülür. Bu taleplerimiz son derece insanı ve insanca yaşamın mütevazi hakkıdır. 

KURTULUŞUMUZ KENDİ ELLERİMİZDEDİR

Haklılığımız her zeminde kanıtlanmasına rağmen, iktidar ve bileşenleri emeklileri duymazdan ve görmezden gelmeye devam ediyor. Akıllarınca seçim dönemlerinde emeklileri hiçbir zaman gerçekleşmeyecek umutla besleyip, biraz kırıntılarla emeklileri kandırıp, oylarını alacaklarını düşünüyor olabilirler! Artık o dönem kapandı. Emeklilerin iktidarın oy deposu sayıldığı dönemi bitmiştir. Emekliler, kurtuluşun örgütlülenmekten ve birleşik bir muhalefetin yaratılmasında geçtiğini görmüştür. 

ŞİMDİ YAN YANA DURMA ZAMANI

Emekliler örgütsüzdür. Bakıldığında ortalama bin emekliden 70-80’i örgütlü görünüyor. Bunların ezici bir çoğunluğu birkaç yapıda toplanmış durumdadır. Bunlar, bizim anladığımız biçimde emeklilerin hak mücadelesi içinde değildir. Dolayısıyla sınıf ve kitle mücadelesi içinde yoklardır. Geriye kalan emeklilerin dağınık örgütsel yapıları, emekli örgütlenmesinin en büyük handikapıdır. 

Emekli örgütlülüğü, çalışanların veya diğer alan örgütlülükleri ile karşılaştırılmamalıdır. 

Emekliler çok yaygın ve dağınık halde yaşıyorlar. Toplu yaşam yerleri yoktur. Köyde, kentte, kasabada vs. yaşamın her alanında varlardır. Dolayısıyla emeklilere ulaşmak zor olduğu gibi hem de belirli bir yaştan sonra yaşamdan beklentileri sınırlıdır. Sağlık sorunları, torun bakımı gibi gerekçeler oldukça fazladır. 
Demokrasinin olmadığı koşullarda baskılara direnmek emekliler için daha zordur. 

Bir de emeklilerin sınıfsal çıkarlarını koruyacak sendikalaşmanın engellenmesi eklenince, emekli örgütlenmesi daha da zor hale geliyor. Bütün imkansızlıklara rağmen örgütlenmede gelinen nokta ve gösterilen direnç çok önemlidir. Ama yetmez. Bu nedenle emeklilerin birlikte mücadele etme koşullarını arayıp duruyoruz. Gelinen noktada, üç sendika emekli sendikaları platformu oluşturuyor. Bu platformun alanda var olması kimi zorluklara gebe olsa da bunlar her zaman karşılaşılması beklenen ve aşmayı becerebileceğimiz zorluklardır. Şimdi emekli cephesinde yan yana durmayı becerebilme zamanıdır. 
Yan yana duruşu Türkiye sathında her ilde her ilçede, her yaşam alanında örmeyi denemeliyiz. 

İşçiler, kamu emekçileri, gençler, öğrenciler, kadınlar, tarım emekçileri hepsi bu sistemden rahatsız. Özgürlükler birer birer yok ediliyor, adaletin a’sı aranır hale geldi. Hiçbir seçilmiş güvende değil. Tutuklamaların belediye başkanlarından daha nereye ve nasıl uzanacağı belirsiz! Her sabah yeni bir operasyona uyanır olduk. Hiç kimsenin can ve mal güvenliği kalmadı. Hapishaneler tıklım tıklım! 

Karanlık bir rejimde çıkışın, kendini korumanın yolu dayanışmadan geçiyor. Bir arada, yan yana, omuz omuza olmaktan başka çare yoktur. 
Ülkemiz orta çağın karanlığına itilip, adım adım monarşi inşa edilmektedir. Emperyalizmin Ortadoğu projelerine göre yapılandırılan bir ülkenin bağımsızlığından söz edilemez. 

Bu nedenle diyoruz ki; tam bağımsız, demokratik ve laik bir Türkiye ve insanca yaşam istiyorsak, şimdi yan yana gelme zamanıdır. Varsın farklılıklarımız olsun. Farklılıklarımızla birlikte mücadeleyi öğrenmeliyiz. 

Halkımız arasında uzlaşmaz çelişkiler yoktur. Aksine birleşme, dayanışma ve yan yana durma potansiyeli çok yüksektir. 

Bu anlamıyla 19 Temmuz’da Ankara’da yapılacak olan yan yana adlı formu önemsiyoruz. Bütün muhalefetin, bütün emekçilerin, emeklilerin, taşına, toprağına, suyuna, ağacına sahip çıkanların, gençlerin, kadınların yan yana durmalarının, mücadele birliğinin yolunu açmalıyız. Dayanışmayı büyütmeliyiz. Tüm Emeklilerin Sendikası olarak birleşik muhalefette buluşmanın yol veya yollarını bütün paydaşlarımızla, emek ve demokrasi güçleriyle birlikte yaratma şansımızı kaybetmeyelim diyoruz. Sonra dönüşü olmayan yollarda dövünüp dururuz.

HALKLA BİRLİKTE YÜRÜYORUZ

Mahmut Yıldırım / Özel Sektör Öğretmenlerİ Sendİkası MYK üyesİ

Özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenler olarak iki talep ama tek eylem diye yola çıktık. Talebimiz özel sektör öğretmenleri için 2014 yılında kaldırılan taban maaş hakkının tekrar geri getirilmesi ve öğretmenlerin patronların insafına bırakılmaması, güvenceli koşullarda çalışması. 1611 mülakat mağdurunun ise atama hakkının verilmesini istiyoruz. KPSS’ye girip yüksek puanlar alıp daha sonrasında Yusuf Tekin’in yaptığı mülakatlarla kontenjan dışı kalan mülakat mağdurları, 2 yıldır mücadelesini sürdürüyor. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının alandaki taleplerinden biri de bu mağduriyetin giderilmesi.
Millî Eğitim Bakanlığı, patronlar eliyle eğitimin ticari bir alana hapsedilmesi yönünde politikalar ortaya koymuş, bu sebeple öğretmenlik değersizleştirilmiş; aileler müşteri gibi görülmeye başlanmıştır. Kamusal bir eğitimi, mücadelemizin önüne koyduk.
Direnişimizin toplumsallaştığını düşünüyoruz çünkü öğretmenlik mesleği zaten toplumun her kesimine dokunan, eğitim de toplumun her kesimini ilgilendiren bir mesele ve bu yüzden öğretmenlerin haklı direnişine aslında Ankara halkı ve Türkiye’nin birçok yerinde yapılan eylemler ile tüm Türkiye halkı destek verdi ve herkes yönünü bize döndü. Öğretmenler büyük bir emek mücadelesinin en önemli taşlarını döşemeye devam ediyor.
Son birkaç yıldır Türkiye emek hareketinde Antep’te ve Tokat’ta tekstil işçileri, Ege’de Eskişehir’de ve Sivas’ta maden işçileri, Kocaeli’de metal işçileri ve sayamayacağımız birçok direnişle emek hareketinde oluşan ivmeye öğretmen mücadelesinin de eklenmesi çok önemli bir etki yarattı. Sınıf mücadelesinin her alanda yükselmesi mühim. Yalnızlaşan, daralan, kendini tekrar eden eylemlerden ziyade dinamik, üretken, çeşitliliği önemseyen eylemlerle hem iş yerlerini hem sokağı mücadeleyle örmek çok önemli. Fabrikalar neyse okullar, derslikler, öğretmen odaları bizim için odur. Sermaye sınıfının ve onun iktidarının emekçilere yönelik saldırıları bu derece artmışken mücadelenin genişlemesi ve kararlılıkla her alanda sürdürülebilir olması gerekiyor. Eğitim emekçileri elini taşın altına koydu, koymaya devam edecek.

BİRLEŞİK DEMOKRATİK CEPHE KURULMALI

Kayıhan Pala- Bursa Mİlletvekİlİ

Bugün ülkemizde iktidarın politikalarından en çok işsizler, emekçiler, emekliler, ev kadınları ve öğrenciler olumsuz etkileniyor. Bu gruplar ne kendi içlerinde ne de birbirleriyle bağlantılı olarak iyi örgütlü.

En kısa sürede seçime gitmek ve önce iktidarı hemen ardından siyasal sistemi değiştirmek için ortak bir asgari program etrafında geniş tabanlı yerel, bölgesel ve ulusal ağlar oluşturulmasına ve bu ağların birleşerek örgütlü bir mücadele yürütmesine ihtiyaç var. Birleşik demokratik cephe kurulmalıdır!

Peki ama nasıl? İlk olarak “ortak bir asgari program” belirlenmelidir. Her yurttaşın kendisini içinde duyumsayabileceği, eşit yurttaşlık ve çoğulcu demokrasi çerçevesinde bir ortak asgari program, her bir grubun en öncelikli sorununu içerecek biçimde, yerel forumlardan başlayarak belirlenebilir. 

Mahallelerde, iş yerlerinde ve üniversitelerde yatay, hiyerarşik olmayan dayanışma ağlarının kurulmasıyla başlanabilir. Var olan ağların deneyimlerinden yararlanmak süreci hızlandırabilir. 
Adil bir seçim ortamının sağlanması, sivil itaatsizlik eylemlerinin kararlaştırılması, barışçıl gösterilerin düzenlenmesi ve etkili iletişim ağlarının kurulması, ortak asgari programın belirlenmesi sırasında gündeme alınması gereken konular arasında yer alabilir.

Gezi direnişinin ruhu yeniden canlanmaya başlamış bulunmaktadır. Bu kez örgütlü bir mücadeleyle, en kısa sürede genel seçime gidilmesini sağlamaya gerek var.
Önce demokratik bir seçim yoluyla iktidarı, hemen ardından cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini demokratik parlamenter sistemle değiştirmek için mevcut iktidara ve sisteme itirazı olan her yurttaşın işlev üstlenmesi gerekiyor. Bu amaçla, siyasi bir parti ve/veya bir demokratik kitle örgütü içinde veya bir mahalle forumu gibi yerel bir ağ içerisinde yer almakla başlanabilir.

Haberin tamamını BirGün'da oku

Günün trend anketleri

Ana Sayfa Belediyeler
Sonuçlar
Vekiller Partiler