(ANKARA) - Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çeşitli nedenlerle yeniden aday olmayabileceğini belirterek, "Erdoğan birisine işaret etmeden AKP’de şu anda sürmekte olan kavga daha sertleşir. Siyasette boşluk olmaz. Türkiye önemli bir ülke. 25 yıl önce AKP’yi iktidara getiren güçler başka bir alternatife yönelebilirler" dedi.
Okuyan, Sözcü TV YouTube kanalında siyasal, toplumsal ve ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazeteci İpek Özbey’in, Haluk Levent ve "Ahbap" üzerinden yaptığı "kahraman bağımlılığı" eleştirisini hatırlatması üzerine Okuyan, toplumun neden sürekli bir kurtarıcı aradığı yönündeki soruyu, "Örgütsüz toplumlar bireylere daha fazla bel bağlıyorlar; çünkü örgütlü toplum birlikte hareket etmenin ne kadar kuvvet getirdiğini ve sonuç alıcı olduğunu bilir" diye konuştu.
Okuyan, bu durumun mevcut siyasal sistemdeki yansımaları ve toplumdaki karşılığı üzerine ise "Başkanlık sistemi toplumların çıkarına tamamen aykırı bir sistemdir. Meclis diye güzel bir kavram var. Meclis, insanların ortak iradelerini temsil eden, farklı görüşlerin tartışıldığı bir yetkili organ. Orada herkesin eşit olması gerekir. Ancak bizdeki siyasi partilerde de böyle bir algı yok. Lider kültü var" ifadelerini kullandı.
"TANSU ÇİLLER OLMASAYDI AKP İKTİDARA GELMEZDİ"
Gelinen durumda özellikle 12 Eylül’ün ciddi etkileri olduğunu söyleyen Okuyan, "Türkiye’de toplumun hayata bakışında kırılma noktası 12 Eylül 80 darbesidir. Onun öncesinde mesela işçi olmak çok gurur vericiydi. 12 Eylül’den sonra işçi olmaktan utanır hale geldi insanlar. 12 Eylül ile Turgut Özal’ın birlikte ele alınması gerekiyor. Ciddi bir tahribat yarattı o dönem. Dolayısıyla değişim AKP ile başlamadı. Zaten o ara; darbe, Özal, Tansu Çiller olmasaydı AKP iktidara gelemezdi. Toplumsal doku alıştırıldı. Bunu değiştirmek için paranın egemenliğini, saltanatını sorgulamak zorundayız. Çünkü para artık tek itibar kaynağı. Siyasetçiye de bu gözle bakılıyor" diye konuştu.
"TOPLUMUN KENDİ İRADESİNİ ELİNE ALMASI GEREKİYOR"
Okuyan, solun neden seçim başarısı elde edemediği yönündeki soruya verdiği yanıtta Türkiye'deki yoksulluğun nedenleri ve çözüm yollarına işaret ederek gerçek refahın ancak sermaye sınıfının elindeki zenginliğe el konularak sağlanabileceğini ifade etti. Kemal Okuyan, şöyle devam etti:
"Türkiye’nin kaymağını yiyen bir yüzde 1 var ve o yüzde 1’in tamamen aşağı ittiği bir yüzde 60 var ve giderek yoksullaşıyor. Burada çok büyük bir adaletsizlik var. Ve şöyle açıklayamazsınız: ‘Onlar daha iyi eğitim almışlar, daha çalışkanlar.’ Böyle bir şey var mı? Oradaki insanlar yoksul olmayı nasıl hak ediyorlar? Bunun bir açıklaması yok. Bu sistem sürdüğü sürece kendisine uygun siyasi iktidarlar ve siyasi partiler arayacaktır. AKP’nin 25 yıllık başarı öyküsü bu sistemin ihtiyaçlarına yanıt vermekle ilgilidir. Bu karıştırılıyor, Erdoğan, tek adam rejimi deniyor. AKP’nin her şeyin üstünde bir güç olarak 25 yıldır iktidarını sürdürdüğü iddiası doğru değil.
Kahramanların dışında bu toplumun kendi iradesini eline alması gerekiyor. Korku var ama korku tek başına açıklamaz. Bizim ülkemizde insanların çok daha cesur olduğu alanlar var. Örneğin bu kadar çok suç oranları artıyor ama bugünkü sisteme meydan okuma, hesap sorma benzer bir oranda artmıyor. Suç oranları artan kesimlerin bir bölümü çok yoksul. Yoksul insanları oraya ittiriyorlar. Mesele sadece korku değil. Daha çok sonuç alıcı olmayacağına dair bir inanç yerleştirildiği ve bunun üzerinden devam edildiğini düşünüyorum."
"SİSTEMİ TEHDİT EDEN TEK İDOLOJİ KOMÜNİZM"
Okuyan, gazeteci İpek Özbey’in ABD Başkanı Donald Trump’ın sözlerini hatırlatarak, anti-komünizmin yükselişe geçtiği bir dünyada TKP’nin nasıl konumlandığına ilişkin sorusuna şu yanıtı verdi:
"Söylenmeyecek bir şey söyleyeceğim ama bir kere gurur verici. Dünyada bu kadar bitti denilip hâlâ bu kadar uğraşılan başka bir siyaset var mı? Yalnızca Trump uğraşmıyor ki. Erdoğan da sıkışınca arada ‘Bunlar komünist’ diyor. Yıllar önce ‘Demiryolları komünist’ denildi. Ne güzel, demiryollarından daha iyi bir ulaşım yöntemi var mı hâlâ? Toplumsal adaletsizlik siyaset alanından bürokrasiye çok geniş bir kesimin nemalandığı bir sistem. O kadar basit ki 10 yaşında bir çocuğa ‘Sen başka birinin sırtından hayatını sürdürmek ister misin’ diye sorsanız 'Hayır' der. Bunu insan olana sorsanız 'Hayır' der. Bu dünyada böyle bir sistem var, Trump da o sistemin tepe noktasında duruyor. Bu sistemi tehdit eden tek ideoloji komünizm. Çünkü diğerleri bu sistemin içerisinde bir arayış içerisinde hep."
"SOSYAL DEMOKRASİ Mİ KALDI?"
Sosyal demokrasinin sistem içi rolü ve toplum üzerindeki etkisine işaret eden Okuyan, "Adalet diyorlar, bölüşümde iyileştirme diyorlar, biz iddia ediyoruz ki bugünkü toplumsal sistemde hiçbir şeyi iyileştiremezler. Bunu denerlerse enflasyon patlar. Zaten sosyal demokrat partilerin iktidara geldiği birçok ülkede enflasyon patladığı için sağ tekrar gelmiştir. Eğer siz ülkenin bütün kaynaklarına el koymuş olan sermaye sınıfının elinde biriken zenginliğe el koymazsanız, bu halka sözünü ettiğiniz refahı veremezsiniz. Bu açık bir gerçek. Sosyal demokrasi bütün Avrupa’daki örneklerde sağa zemin hazırladı hep ve hiçbir şey değişmedi. O yüzden ben de derim ki sosyal demokrasi mi kaldı?" ifadelerini kullandı.
Toplumsal sorunlara ilişkin kalıcı bir çözümün ancak sermaye sınıfının zenginliğine dokunmaktan geçtiğini söyleyen Okuyan, "Bu şekilde halkı korkutarak iktidara gelseniz ne olacak? Sadece seçime endekslenen bir halk kaderini eline alamaz. Hatta sandığı da koruyamaz" dedi.
"ERDOĞAN YENİDEN ADAY OLAMAYABİLİR"
CHP’deki ayrışma, seçim gündemi ve Erdoğan sonrası döneme ilişkin tartışmaları değerlendiren Okuyan, sonraki dönemin sanıldığından daha karmaşık geçeceğini belirterek, şöyle devam etti:
"'Yargıyı istedikleri gibi kullanıyorlar, Erdoğan yeniden aday olur, bu CHP’yi seçimde yakalarlarsa yeniden seçilir’ deniliyor ama şunu unutuyor herkes ya da gündemden düştü. Erdoğan yeniden aday olmayabilir, olamayabilir. Daha bir buçuk yıl var. Bir dizi nedenle. Erdoğan’ın aday olmadığı bir AKP’nin yeni bir aday yaratabilme yeteneği giderek zayıflıyor çünkü yeni bir adayın AKP açısından topluma sunulması için Erdoğan’ın aday olması gerekir. Erdoğan birisine işaret etmeden AKP’de şu anda sürmekte olan kavga daha sertleşir. Siyasette boşluk olmaz. Türkiye önemli bir ülke. 25 yıl önce AKP’yi iktidara getiren güçler başka bir alternatife yönelebilirler. Herkesin kafasında İmamoğlu bu dönemde bitti yargısı var. Bende de var. Ama bu dönem ne olacağını bilemeyiz.
YENİ Parti ad olarak bir kere başka bir şey. ‘Yeni parti kurmak lazım’ tercihiyle bir parti adı alınmaz. Biraz bakmak gerekiyor. AKP’nin şu anda eli çok rahat gibi gözükse dahi ben çok zorlanacağını düşünüyorum. Umut yaratma açısından söylemiyorum. AKP gitsin ne olursa olsun diyen birisi değilim ama AKP güçlü olduğu bir dönemde aslında çok zayıf ve kırılgan bir döneme giriyor, bunu unutmamak gerekiyor. O yüzden de bu YENİ Parti biraz da dünya ve Türkiye’de AKP’nin şu anda arkasında duran kesimlerin desteğini alıp almamakla ilgili bir yeniden yapılanma yaşayacaktır. İlgiyle takip edilmesi gereken ve çok kesin öngörülerde bulunulmaması gereken bir döneme giriyoruz. Çok karmaşık bir süreç. Dünyada da öyle. Yanı başımızda savaşlar var. Savaşlar oyun bozar hep ve yeni dengeler kurarlar hep. O yüzden de Türkiye’de siyasi dengelerin bir anda değişmesi mümkün."
"MİLLİYETÇİLİĞİN HER TÜRÜ TEHLİKELİDİR"
Kemal Okuyan, Meclis'e getirilmesi beklenen çerçeve yasa, dış politika ve Türkiye’nin güvenliği üzerine de değerlendirmelerde bulundu. NATO’nun bir güvenlik değil, tehdit unsuru olduğunu dile getiren Okuyan, çerçeve yasanın Türkiye’de siyasi denklemi değiştirebileceğini belirtti.
"Türkiye’de eskisi kadar tartışılmayan bir parti DEM ama tabanını koruyor hâlâ. Yani anketlere baktığımız zaman, sahada da baktığımız zaman belki heyecansız bir bekleme içerisinde DEM tabanı ama DEM diye bir olgu var. Şimdi bir çözüm çıkar mı bu süreçten? Hayır, AKP hiçbir şeyi çözemez, bu çok net. Ama bu çözüm sürecinin bağlandığı başka olgular var; yeni anayasa. Yeni anayasanın da işte aslında, ne dediler onlar, 'Biz yüz yıllık parantezi kapatacağız'. Aslında kendi parantezlerini açma girişimi olacak yeni anayasa; 'sivil anayasa' diyorlar onlar. Şimdi bu açıdan önemli, orada şöyle yaklaşmak gerekiyor; neyi murat ediyorlar? İlk bu yeni çözüm süreci ortaya çıktığında defalarca söyledik; bizi kim, kimle görüşmüş, kime af çıkmış ilgilendirmiyor. Asıl mesele şu; ne yapılmak isteniyor, nasıl bir Türkiye? Mesela zaman zaman şöyle şeyler duyuyoruz; Türk-Kürt ittifakı, hatta Türk-Kürt-Arap ittifakını da duyduk. Etnisiteler üzerinden bir ittifak bayağı ciddi bir iddiadır ve aslında Türkiye Cumhuriyeti’ne nokta koymaktır. Osmanlı övgüleriyle birleştirdiğimiz zaman, Bahçeli’nin bir ara bu sürecin başında çok sık tekrar ettiği, sonra vazgeçtiği ‘İki yüz yıllık uyku’ gibi kavramlar, ‘Yeniden ayağa kalkma’, yeni bir kuruculuk tarif etmeye çalışıyorlar ve bu kuruculukta da bazı özneler ileri çekiliyor: Erdoğan, Bahçeli, Öcalan. Bu yeni kurucu dönemin önderleri olarak ya da ileri çıkan kişileri olarak bunlar tarif ediliyor.
Milliyetçiliğin her türü tehlikelidir. Burada milliyetçi reflekslerle bir reaksiyon almak işe yaramaz. Doğrultuya bakmak gerekiyor, yani sürecin ne anlama geldiğine. Niye Barrack, ABD elçisi Osmanlı’yı övdü, niye bölgesel tasarımlarında 'Ulus devletler değil de imparatorluklar daha iyiydi' dedi? Bunlara yanıt verilmesi gerekiyor. Tepkisel yanıtlar olmaz. Halkçı bir iktidar bu ülkenin güvenliğini sağlar. Halkına güvenmeyen, tam tersine halkından korkan bir iktidar bu ülkenin güvenliğini sağlayamaz."
Yorumlar