Bedriye KORKANKORKMAZ
Bilinçli okur yalnızca okuyan değil; aynı zamanda sorgulayan, eleştiren ve yeniden düşünen kişidir. Edward Hallett Carr’ın Tarih Nedir? adlı eserini okurken, yalnızca bir tarih kuramıyla değil, güçlü bir entelektüel duruşla karşılaşıyoruz. Carr’ın bilim etiğine bağlılığı ve düşüncelerini savunmadaki kararlılığı, onu sıradan bir tarihçiden ayırıyor.
Bugün tarih çoğu zaman siyasal ve ideolojik çıkarların hizmetine sokuluyor. Geçmiş, iktidarların ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendirilirken tarihçi de çoğu zaman bu düzenin taşıyıcısına dönüşüyor. Carr’ın önemi tam burada ortaya çıkıyor. O, tarihin yalnızca belgelerden ibaret olmadığını; belgelerin seçimi ve yorumlanmasının da tarihçinin dünya görüşüyle şekillendiğini açıkça ortaya koyuyor. Böylece “tarafsız tarih” anlayışını sorguluyor.
Carr’a göre tarih, geçmişin mekanik aktarımı değil, tarihçi ile olgular arasındaki sürekli etkileşimdir. Bu nedenle tarihçi yalnızca belgeye değil, topluma ve insanlığa karşı da sorumludur. Çıkar uğruna geçmişi çarpıtmak mümkündür; fakat mesleki onurunu koruyan bir tarihçi satın alınamaz. Carr’ın satırlarında hissedilen temel düşünce de budur: tarihçilik yalnızca akademik bir uğraş değil, aynı zamanda vicdani bir sorumluluktur.
Eserde özellikle 19. yüzyıl pozitivist tarih anlayışına güçlü bir eleştiri yöneltilir. Leopold von Ranke’nin savunduğu “geçmişi olduğu gibi aktarma” düşüncesine karşı Carr, her tarihin kaçınılmaz biçimde yorum içerdiğini savunur. Çünkü tarihçi, hangi olgunun önemli olduğuna karar verirken bile öznel davranmaktadır. Bu yaklaşım, tarihin mutlak doğrular bütünü olduğu düşüncesini sarsarken okuru da daha dikkatli ve sorgulayıcı olmaya çağırır.
Carr’ın düşüncesini güçlü kılan bir başka yön ise tarihi canlı ve hareketli bir süreç olarak ele almasıdır. Ona göre büyük tarihçi, olayları sıralayan değil, sürekli “Niçin?” sorusunu sorandır. Tarih, nedenlerin araştırılmasıdır. Bu nedenle Carr, tarihin yalnızca geçmişe ait bir alan olmadığını; bugünü ve geleceği anlamanın da temel yollarından biri olduğunu hissettirir.
Fyodor Dostoyevski, Karl Marx ve Mikhail Bakunin üzerine yazdığı biyografiler de Carr’ın yalnızca olaylarla değil, insanın düşünsel ve toplumsal çatışmalarıyla ilgilendiğini gösterir. Özellikle Dostoyevski’ye duyduğu ilgi, onun insan ruhunun derinliklerine yönelen tarafını ortaya koyar. Çünkü Carr, tarihi yalnızca devletler ve savaşlar üzerinden değil, insanın iç dünyası üzerinden de okumaya çalışan bir düşünürdür.
Eserin en dikkat çekici yanlarından biri de okuru edilgen bir konumda bırakmamasıdır. Carr, tarih okurunun önüne hazır doğrular koymaz; aksine onu düşünmeye zorlar. Tarihin nasıl yazıldığını, kim tarafından yazıldığını ve hangi çıkar ilişkileri içinde şekillendiğini sorgulatır. Bu yönüyle Tarih Nedir?, yalnızca bir tarih kitabı değil, aynı zamanda eleştirel düşüncenin nasıl kurulacağını gösteren bir metindir.
Bugün bilgi çağında yaşamamıza rağmen hakikatin giderek daha fazla manipüle edildiği bir dönemin içindeyiz. Medya, siyaset ve ideolojiler geçmişi kendi çıkarlarına göre yeniden üretirken Carr’ın düşünceleri daha da anlam kazanıyor. Çünkü o, tarihin yalnızca güç sahiplerinin sesi olmaması gerektiğini; tarihçinin gerektiğinde çağının baskısına karşı durabilmesi gerektiğini savunur. Belki de onu hâlâ önemli kılan şey budur: satılık bir dünyada vicdanını koruyabilmiş olmasıdır.
Bu yüzden İletişim Yayınları’dan Misket Gizem Gürtürk’ün çevirisiyle çıkan Tarih Nedir?, yalnızca tarih üzerine yazılmış bir eser değil, aynı zamanda tarihçiye, okura ve topluma yöneltilmiş güçlü bir eleştiridir. Carr’ın yaptığı şey yalnızca tarihi anlatmak değildir; okura tarihe nasıl bakması gerektiğini öğretmektir.
Yorumlar