Sedat Vural'ın 'Laiklik İnsanlaşmaktır' adlı kitabı Ankara Barosu Yayınları arasından çıktı.
Ankara Barosu'na kayıtlı kıdemli bir hukukçu olan Sedat Vural Cumhuriyet değerleri, kamu yararı, çevre hakları ve kent hukuku alanlarında açtığı kritik davalarla tanınıyor.
Vural laiklik ilkesini, toplumsal barışın ve insan onurunun vazgeçilmez bir hukuki kalkanı olarak savunuyor. Yazar, 'Laiklik İnsanlaşmaktır' adlı kitabın sunuş yazısında şu görüşlere yer veriyor:
"İnsanlığın yarattığı diğer temel değerler gibi, laiklik de, ilk insandan günümüze kadar gelen bir uğraşının ve mücadelenin sonucunda yönetim biçimi olmuş, sınıf ayrımcılığı ve sömürü ile yitirilen toplumsal birlikteliğine karşın insanın asırlar sonrası kazandığı ilk evrensel birikim ve değeri olmuştur. Bu nedenle laikliği bir ülke ve sınıfa indirgemek, insanlık tarihini görmemek ve yadsımak demektir.
İnsanın kökeni ve doğa ile temel mücadelesinde üç temel niteliği vardır; Aklı, çalışması ve toplumsallığı. İnsan bu niteliklerini kullanarak, kullandığı ölçüde yetkinleştirerek, doğa ile mücadelesinde başarılı olmuş, toplumsal evrimini sağlamış, toplumsal dönüşümlere damgasını vurarak, günümüze kadar taşınan uygarlıkların oluşmasını sağlamıştır.
Doğanın ve yaşam koşullarının çözümsüzlüğü karşısında, doğa yaratıklarını ve doğal olayları kutsallaştıran insanlık, yaşam gerçeklerinden hiçbir zaman kopmayarak, aklını, çalışmasını ve toplumsallığını yitirmeden, yeni aletler, yeni üretim biçimleri, ehlîleştirdiği hayvanlar ile.yaşamdan kaynaklanan, yeni dünyalar oluşturmuştur.
Ne zaman ki sınıflar oluşmuş, maddi üretimin paylaşımı, bu sınıfsal gerçeklere bağlı olarak egemen sınıfları ortaya çıkarmış ve zenginleştirmiş, buna bağlı olarak da doğaya verilen kutsallık maddi gücü elinde tutan insanlara ve onların gücüne indirgenmiştir. Tanrı insanlaştırılmış, sınıfsal gerçeğin sonucu oluşan siyasal iktidarla yani, maddi gücü elinde bulunduran egemen sınıfların oluşturduğu devletle özdeşleşmiştir. Bu gelişime rağmen, insan aklı, çalışması durmamış, düşünsel ve emeğe dayalı üretimler, toplumsal evrimin dinamosu olmuştur.
Yerleşik tarım toplumunun gelişimi ile beraber tek tanrılı dinler Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet ortaya çıkmış, bu dinler de sınıflar gerçeği içerisinde egemen sınıfın tekelindeki devlete taşınmış, yaşanan sınıflar ve sömürü dünyasının kutsallığı yönünde kullanılmışlardır. Zaman olmuş, düşünsel üretimin ve toplumsal taleplerin bastırılmasında, egemen güçlerce din, tam bir baskı aracı yapılmıştır. Ama bu baskılar ne düşüncenin toplumsal ve bilimsel üretim ve buluşlarını ne de emeğin, çalışmanın maddi ve toplumsal üretim ile sağladığı toplumsal dönüşümleri engelleyebilmiştir.
Sonuçta bu mücadelede zaferle çıkan insan olmuştur; insanın temel nitelikleri düşünce ve çalışma olmuştur. Fakat bu zafer hiç bir zaman kolay kazanılmamış, “aklın inançtan”, “bilimin dinden” bağımsızlığı, yaşamın gerçekleri içerisinde, yaşamı bütünü ile özümseyerek yaşayan çalışan ve düşünen insanların emeği ve aklı üzerinde yüz binlerce insanın yakılması, idam edilmesi ve kitlesel. öldürülmeleri sonucu ulaşılmıştır.
Tüm evrensel değerlerin olduğu gibi, laiklik de, insanlığın temel niteliklerini yaşatarak, üreterek ve savaşarak kotaran, düşünen ve çalışan halk kesimlerinin bizlere mirasıdır. Bu mirasın alt yapısı insanlıktır, insanlığın üreten ve yaratan kesimleridir. Bu nedenle laikliği bir ülke hele hele, burjuvaziyi trial etmek, insanlığın tarihsel gelişimini inkâr etmek olduğu kadar, bu uğurda yaşamını yitirmiş gerçek üreticiler olan köleler, serfler, köylüler, işçiler ile laik düşüncenin fikri düzeyde olgunlaşması için düşünsel üretimde bulunmuş ilk çağdan günümüze kadarki düşünürleri yok saymak demektir.
İncelemenin asıl konusu, laikliğin düşünsel ve yönetim biçimi olarak oluşmasında, tarih sayfalarında pek görünmeyen gerçek emekçilerin ortaya çıkarılmasına katkıda bulunmak olduğu kadar, son zamanlarda ülkemizde tartışılan “kimlik” konusuna da bir yanıt olacağı kanısındayım."
Yorumlar