Hasan AKARSU
Hukukçu, yazar, ozan Sabri Kuşkonmaz Fethiye doğumlu ve on dokuz kitabı var. Gazete ve dergilerde kültür sanat yazıları yazan ozan, “Çürük Lekesine Yas”tan sonra, Berfin Yayınları etiketiyle bir ayda ikinci baskısı yapılan yeni şiir yapıtı “Çıplak Örtü” ile okurlarına yeniden ulaştı. Onun şiir dili “Çıplak Örtü” altındadır. “Her söz penceredir… Bir penceredir her söz, önce kendine açılan” (s.5) der ve insandaki bozulmayı dile getirir: “Kalbin yalan örtüsü oldu/ Giydiğimiz gerçek elbiseler/ Tenimiz hep açıkta kaldı…” (s.7). İnsanın yıkıcı yönünü, yalancılığını eleştirir.
Ozan, sözlerin altındaki çıplaklığımızı, sözün bir ucunun en içimizde, derinlerde olduğunu vurgular. Sevi ile pas arasında ilişki kurarak, pasın, kirin, seviyi ve her şeyi yeneceğini anımsatır. Kötü zamanın tutsağı olduğumuzu, acılarımızla yaşadığımızı, “dil tarlasında” henüz sevincimizi bulamadığımızı, şaşkınlığımızı söyler bize. Kentlerdeki uzaklaşmayı, yabancılaşmayı, trafikteki kargaşayı, kaygıyı anımsatır dizelerinde. “Çürük Lekesine Yas” yapıtındaki gibi trafikte yaşadıklarını “Yol Tutanağı” adıyla şiirleştirirken anıların sesine bakar, sessizliğin öyküleri eskittiğini belirtir, acılara tanıklık eder. Azda çok olan bir aşkın izindedir. Edirne-Saraçhane, Ergene Pazarı, Meriç boyu vb anılarda yaşar. Dünyanın dört bir yanındaki kıyımlar, acılar, ölümler acıtır içini ve her şeyin kirlendiğine tanıktır: “Yolu temiz sayıp ayağını kirletme/ Suyu temiz sanıp bulama aklını çamura/ Aşkı temiz bilip kandırma kalbini//… Sözü temiz sanıp dili kirletme…” (s.21).
“BİR YANLIŞ ÖLDÜRÜYOR BÜTÜN DOĞRULARIMIZI”
Ozan, yaşamdan çıkardığı dersleri yansıtır şiirlerine. Bir yanlış yapmaya görün. Tüm doğrularınız silinir, en kötü siz olursunuz. Yalanlara alışmış, alıştırılmış insanımız bir kez. O kadar ki yalan ”eskitmez artık dilimizi”. Konuştukça yalanlar açığa çıkar, kendini ele verir insanoğlu. Ozan, ateşi de önemser ve ateşin her sözü yumuşattığını söyler. Gecelerin, uykuların yaşamdan sayılamayacağını vurgular. “Hünerdir boğulmamak gözyaşında” derken asıl aranan kayıp damlanın, gözde olduğunu anımsatır. Sevgili öykülerini, sessizliğin içindeki kalabalığı, “dostun dosta saklı bıçaklarını” anlatır bize.
Çölü çıplak sanırız ancak; koca sahra mecnun ile giyinmiştir ozanın dilinde. “Koyu bir acıdır Nil ki çöldür taşıdığı Akdeniz’e” (s.39). Nil Nehri’nin çölü Akdeniz’e taşıdığını düşünmek ozanlara özgüdür. “Zor Leyla”dır sevgili: “Başlar Leyla biter çöl/ Biter leyla başlar çöl/ Bundan geri yiter Mecnun/ Bu Leyla bize kum gelir” (s.42). Ozan, kendimizi onarmamızın ustası olduğumuzu anımsatır. Onun tek rütbesi hevesidir ve dipsiz bir dağa bağırır bu yüzden, dipsiz bir kuyuya değil. Kendi gecesi içinden taşan ozan, uzaklarda bir “gül rengine karışır”. Çarşı pazarda da kendine telaşlar taşır durmadan ve telaşların en ucuzunu akşam pazarında bulur. Kalabalıkların yalnızlığına sığınır. Her şehirden bir Ankara gibi kaçtığını söyler. Yeni yılda kötülüklerden nasıl kurtulabileceğini düşler. Kötülüğün çoğalan insan sesiyle susacağına inanır.
Ozan, dil “Çıplak örtü” altında kaldığında, şiirin çöle doğru yol alacağını, zamanın bizim en eski elbisemiz olduğunu bilir. “Otobanda bir gece yolculuğunu” anlatır, kentlerin yenilikler adına bozulduğunu söyler. Sevdiğimiz ülkede her şeyin kirlendiğini, insanlığımızın parçalandığını, yağcılık yaparak dilimizi de kirlettiğimizi vurgular.
Ozan, yazar Sabri Kuşkonmaz, şiirleriyle gerçekleri söyler, yaşadıklarına tanıklık eder, gizli hiçbir şey kalmasın ister ve yaşamından damıttığı şiirleri sunar okurlarına. “Çıplak Örtü” şiirleri herkes içindir.
Yorumlar