Tüm haberler
BirGün 16 Jul 2026, 05:00 Siyaset

Restore etmek değil yeniden kurmak için

“Ortak mücadele hattı” olarak devam eden tartışma dizimizde bugün TKDF Başkanı Güllü, Avukat Gülbahar ve Yazar Güvenç var. Bugünkü yazılarda “yatay örgütlenme ağları” ve “çoğulculuk” önerilirken antiemperyalizm ve sınıfsal vurgulara dikkat çekiliyor.

Restore etmek değil yeniden kurmak için

Politika Servisi

Tüm hamlelerini rejimi tahkim etmek üzerine kuran Saray yönetimi baskıyı tam gaz sürdürürken ayak oyunlarıyla muhalefeti etkisiz hale getirmeye çalışıyor.

İçeride toplumsal rıza alamayan iktidar, ABD ve Trump’tan “meşruiyet” sağlamaya çalışıyor. İktidarın neden olduğu krizler ise milyonları daha da yoksul hale getiriyor.

Emekçiler, kadınlar, gençler, yaşam savunucuları kısacası toplumun her kesiminde bu rejime karşı öfke derinleşiyor.

Ancak ülkenin pek çok noktaya çıkan irili ufaklı itirazlar ortak bir mücadele ekseninde birleşebilmiş değil. Rejime karşı ortak mücadele hattı her zamankinden daha acil bir ihtiyaç haline geliyor.

Ülkenin ilerici, devrimci ve demokrat unsurlarının “birleşik bir muhalefet için yan yana geliyoruz” çağrısıyla birlikte gazetemizde başlattığımız tartışma dizisine devam ediyoruz.

Bugünkü sayfalarımızda Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, feminist Avukat Hülya Gülbahar, Yazar ve Çevirmen Serpil Çelenk Güvenç değerlendirmelerini bizimle paylaştı.

***

ÇOĞULCULUK ESAS ALINMALI

“Ortak hat, farklılıkları yok sayan değil; çoğulculuğu esas alan, hukukun üstünlüğünü, laik demokrasiyi, kadın-erkek eşitliğini ve insan haklarını ortak payda olarak kabul eden bir anlayışla kurulabilir.”

Canan Güllü - Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı:

Bugün yaşadığımız sorunlar yalnızca belirli kesimlerin değil; hukukun üstünlüğü, demokrasi, ifade özgürlüğü ve temel hakların geleceğine ilişkin ortak bir meseledir. Bu nedenle ortak mücadeleyi, herkesin aynı düşünmesi ya da aynı siyasi çizgide buluşması olarak değil; farklılıklarını koruyarak ortak demokratik ilkelerde yan yana durabilmesi olarak görmek gerekir.

Kadın hareketi, emek örgütleri, gençlik, çevre mücadelesi, insan hakları savunucuları ve tüm demokratik kitle örgütleri uzun yıllardır kendi alanlarında önemli deneyimler biriktirdi. Bugün ihtiyaç duyulan şey, bu deneyimleri ortak bir hak ve adalet zemininde buluşturabilmektir. Çünkü yaşam hakkından adalete, ekonomik güvenceden şiddetsiz bir yaşama kadar hiçbir hak birbirinden bağımsız değildir.

Toplumsal dayanışmayı güçlendiren, birbirinin mücadelesini görünür kılan ve hak ihlallerine karşı ortak söz üretebilen bir yaklaşım, demokratik toplumun en önemli güvencesidir. Ortak hat, farklılıkları yok sayan değil; çoğulculuğu esas alan, hukukun üstünlüğünü, laik demokrasiyi, kadın-erkek eşitliğini ve insan haklarını ortak payda olarak kabul eden bir anlayışla kurulabilir. Çünkü biliyoruz ki, bir alanda yaşanan hak kaybı zamanla bütün toplumu etkiler; buna karşılık bir alanda kazanılan hak da toplumun tamamına umut ve güç verir.

Ortak mücadele, benzeşmek değil; farklılıklarımızı koruyarak hukukun üstünlüğü, laik demokrasi, kadın-erkek eşitliği ve insan hakları etrafında yan yana durabilme iradesidir. Çünkü demokrasi ancak herkes için varsa gerçektir.

***

ETKİLİ DİRENME ODAKLARI VAREDİLMELİ

“Katıksız anti emperyalizmi benimseyen, Cumhuriyet kazanımlarının gerisine düşmemeyi kabullenen, emeğin haklarını önceleyen, ödünsüz laiklik yanlısı olan, sınıf siyasetini temel alan bir anlayış ortaklığı çözümde yardımcı olabilir.”

Serpil Çelenk Güvenç - Yazar ve Çevirmen:

Amerikan emperyalizmi ve işbirlikçilerinin, SSCB’nin dağılmasının yarattığı boşluğun büyük etkisiyle, gemi azıya aldıkları bir dönemde yaşamaktayız. Sermaye sınıfı, temel içgüdüsü olan daha fazla kar elde etmek için gerek bizim coğrafyamızı ve gerekse diğer coğrafyaları kan ve ateşe bulamaktan çekinmiyor.

Emperyalizmin baş temsilcisi ABD ve başkanı Trump, Orta Doğu’daki çıkarlarını korumak ve geliştirmek için, Irak savaşıyla başlamak üzere, Filistin, Suriye, Lübnan ve son olarak İran gibi ülkelere bizzat ya da maşası İsrail eliyle askeri müdahalelerde bulunarak yönetim değişiklikleri gerçekleştiriyor. Emperyalist yetkililerin pervasız açıklamaları, nihai hedefin Rusya ve Çin olduğuna işaret ediyor.

Son NATO toplantısına katılan Trump’ın, iktidarın başı için kullandığı övgü dolu sözcükler, emperyalizmin –küresel ve bölgesel hedefleriyle tutarlı olarak- özellikle askeri alanda verdiği ve vereceği görevlerin aksatılmadan yerine getirileceğinin de bir göstergesi sayılabilir.
Bu karşılıklı destek, içerde sermaye iktidarı AKP ve ortaklarının uyguladıkları dinci faşizan baskıların nedenini anlaşılır hale getiriyor.

İç politikada karanlık günlerin, baskı politikalarının, yargı operasyonlarının son hızla sürdüğü, bunun yanı sıra emekçilerin yoksulluk ve yoksunluklarının, iş ve kadın cinayetlerinin dayanılmaz boyutlara ulaştığı, tarikat ve cemaat ağlarının ve bunlarla ilişkili ekonomik ve siyasal yapıların ülkenin her yanını sardığı, çocuk istismarının alabildiğine arttığı, ülkenin bir ucuz iş gücü cenneti olma durumuna MESEM’lerle çocukların da dahil edildiği, Osmanlı monarşisini Cumhuriyet’in alternatifi olarak gündeme taşındığı, sermaye sınıfının gülümsemesinin yerini kahkahaların aldığı günümüzde ortak bir muhalif mücadele hattının örülmesine olan ihtiyaç bu açıdan da büyüktür.

Ne var ki, bu mücadele hattında ilkelerden ödün vermemek önem taşıyor. Tam bağımsızlık yani katıksız anti emperyalizmi benimseyen, Cumhuriyet kazanımlarının gerisine düşmemeyi kabullenen, emeğin haklarını önceleyen, piyasacılığa karşı kamuyu savunan, ödünsüz laiklik yanlısı olan, Anayasada demokratik, sosyal, hukuk devletini benimsemiş, kimlik siyasetinin yerine sınıf siyasetini temel alan bir anlayış ortaklığı çözümde yardımcı olabilir.

Bu ilkeler doğrultusunda toplumda var olan tüm örgütlü kuruluşları bir araya getirecek koşulları oluşturmak ve örgütsüz yapıları da bu kervana dahil etmek bir ilk adım olabilir. Özetle Korkut Boratav hocanın deyimiyle “etkili direnme odakları” oluşturulması önem taşımaktadır.

***

YATAY ÖRGÜTLENME AĞLARI YARATILMALI

“Yukarıdan aşağıya bürokratik ittifaklarla değil; sokakta, mahallede, okulda, fabrikada ve yerel ağlarda, dayanışmayı büyüten, farklı mücadeleleri birbirine bağlayan bir demokratik direniş stratejisi, esnek ve yatay örgütlenme ağları yaratmalıyız. Statükoyu restore etmek için değil; yeni bir yaşamı bugünden kurmak için.”

Hülya Gülbahar - Feminist Avukat:

“Bugün Türkiye’de iktidar bloğunun ayakta kalmak adına hukuku araçsallaştırdığını, anayasal düzeni fiilen askıya aldığını ve toplumsal muhalefeti parça parça ederek etkisizleştirmeye çalıştığını herkes çok açık görüyor. Bu distopik atmosferde, dağınık muhalefetin ve tekil hak mücadelelerinin kendi sınırları içinde kalarak başarıya ulaşması artık mümkün değil.

Peki, bu kuşatılmışlığı kıracak olan muhalefeti ve hak mücadelelerini "ortak hat"ta buluşturmak nasıl mümkün olabilir? Direniş ve gelecek nasıl inşa edilebilir?

Belki işe, bu noktaya gelişe dair samimi bir özeleştiri, yeni bir hafıza siyaseti ile başlamak gerekiyor. Ezilenlerin kollektif hafızası en büyük mücadele enerjisidir. “Gelecekteki güzel günler”, soyut vaadlerle değil; toplumun tüm mazlumlarının (katledilen kadınların, sömürülen emekçilerin, yok edilen doğanın, dili unutturulanların, inanç ayrımcılığına maruz bırakılanların, cinsel yönelimi nefretle karşılananların) ortak öfkesini ve hak taleplerini örgütleyerek kurulabilir.

Herkese kendi doğrusunu dayatmanın ve her hak mücadelesine kendi bayrağını çekmeye çalışmanın, tüm direniş alanları üzerinde kendi iktidarını kurmanın zehirli kibrinden vazgeçmek de yaşamsal önemde. Toplumsal muhalefette kadın hareketini veya ekoloji mücadelesini çoğu zaman "tali" (yan) çelişkiler ya da “bölücü akımlar” olarak görmekten, sınıf ya da milliyetçilik açısından "imtiyazlı özne" ısrarından vazgeçmek; toplumsal hegemonya kurmak için, en geniş kesimleri kesen dinamik odakları bulmak… Örneğin kadın hareketini yedek bir unsur olarak değil; muhalefetin kurucu, birleştirici ve en geniş tabana yayılan “başat katalizörlerinden biri” olarak konumlandırmak.

Sonra sadeleşmek. Hayatı karmaşık, belirsiz, altından kalkılmaz ezici bir yüke dönüştüren postmodern karanlığa bir son vermek. Yeniden tanımlanmış bir demokrasi ve toplumsal barış, tavizsiz bir laiklik, toplumsal zenginliklerin adil paylaşımı, cinskırım ve ekokırıma son verilmesi, ayrımcılığa maruz bırakılan herkes için, hayatın her alanında eşitlik, kamusal eğitim ve sağlık, insanca bir yaşam… Bunlar büyük çoğunluğun üzerinde birleşmesi sağlanabilecek talepler.

Muhalefetin ortak hat oluşturması gündemi için Türkiye kadın hareketinin deneyimi ve "EŞİK" modeli de önemli.

EŞİK - Eşitlik İçin Kadın Platformu, farklı siyasi görüşlerden, farklı sosyal sınıflardan, mahallelerden birçok kadın örgütünü ve bağımsız kadını tek bir çatı altında toplayabildi. EŞİK deneyimi, aslında aranan "ortak hat" için somut bir laboratuvar. Kadınların eşitliği ve özgürlüğü için mücadele ortak paydasında, "Yasalara Dokunma, Uygula", “Anayasaya Uymayanlar Anayasa Yapamaz” gibi stratejileriyle asgari müştereklerde buluşabilmenin en net kanıtı. Hayatından, haklarından ve hayallerinden vazgeçmeden ortak bir direniş hattı oluşturmak ve bir yandan da geleceğin inşası için çalışmak mümkün. EŞİK bu nedenle, “Mor, Yeşil, Kamucu” ekonomik ve toplumsal dönüşüm programını geliştirmeye koyuldu.

Demek ki ortak mücadele mümkündür; yeter ki hedef net, dil kapsayıcı ve zemin eşitlikçi olsun.

İktidar bloğu politikalarının toplumda biriktirdiği ciddi bir örgütsüz öfke var. Bu öfkeye bakıp, “kapitalizm zaten krizde, bunlar da ilk seçimde gidecekler” kolaycılığına düşmemek gerekiyor. Walter Benjamin’in solun “tarihin kendiliğinden iyi bir geleceğe doğru aktığı” yönündeki tarihsel ilerlemecilik ve iyimserliğine; toplumu pasifleştirme ve kaçınılmaz zafer illüzyonları yaratma tehlikesi nedeniyle yaptığı eleştiriler gayet uyarıcı.


İktidar kendi kendine gitmeyecek. Değişim için sandığı beklemek, iktidarla anayasa masasına oturma ihtimalini gündemde tutmak, her bahaneyle iktidarda yumuşama ve normalleşme emareleri aramak, toplumsal muhalefeti felç ediyor. Çözüm, bugünün içinde, bir yandan da geleceği inşa eden kurucu bir direnişi toplumsal hayatın bütün alanlarında örmek. Toplumun saldırıları durdurucu, geleceği kurucu gücünü sahneye çıkarmak.
İktidar, tüm cephelerden birden saldırıyor. Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız "tekil vakalar" değil.


Doğa mücadelesi veren köylü kadınlar, hakları için direnen emekçiler, şiddete karşı mücadele eden feministler, LGBTİ+’lar…


Hepimiz aynı otoriter, neoliberal ve patriyarkal kuşatmanın hedefiyiz. Bu yüzden, "senin mücadelen-benim mücadelem" ayrımını bitirip, saldırıların bütüncüllüğüne karşı “bütüncül bir savunma hattı” kurmak zorundayız. Toplumun farklı kesimlerinin yürüttüğü hak mücadeleleri, birbirini rakip değil, tamamlayıcı olarak görmelidir. Emek, kadın, gençlik, çevre ve yaşam hakkı mücadeleleri ortak bir demokratik zeminde buluşabildiğinde daha güçlü bir toplumsal dayanışma ortaya çıkacak, ortak bir gelecek inşası mümkün olacaktır.


Farklılıklarımızı törpülemeden, farklı kimlikleri tek tipleştirmeden, birbirimiz üzerinde üstünlük kurmaya çalışmadan, ortak tehdide karşı ortak bir dil inşa ederek topluma umut veren çoğulcu bir siyasal zemini örgütlemeliyiz. Yukarıdan aşağıya bürokratik ittifaklarla değil; sokakta, mahallede, okulda, fabrikada ve yerel ağlarda, dayanışmayı büyüten, farklı mücadeleleri birbirine bağlayan bir demokratik direniş stratejisi, esnek ve yatay örgütlenme ağları yaratmalıyız. Statükoyu restore etmek için değil; yeni bir yaşamı bugünden kurmak için.”

***

EZBER BOZAN İSİMLERLE TEMAS

Haydar Ergülen - Şair:

Ülkede tarım, orman arazileri, kıyılar gibi konularda öne çıkan isimler, sendika liderleri var, Deniz Göktaş gibi bir stand up sanatçısı var. Bu adlar biraz da ezber bozucu olmalarıyla toplumda hemen karşılık buluyorlar. Onlara yönelik baskı ve sansür girişimlerinde devlet karşısında daha çok tepki buluyor. Birleşik muhalefet, belki biraz da bu adların çevresinde yürümeli. Elbette tüm emekçi kesimlerin katılımıyla ama başta sözüne itibar edilen her meslekten siyasetten, adıyla, eylemiyle öne çıkan adların da öncü desteği ve katılımıyla olmalı.

Haberin tamamını BirGün'da oku

Bu konuda sen ne düşünüyorsun?

Siyaset

Siyaset

⚖️ Ekrem İmamoğlu’na 4 bin sayfalık dosya için 1,5 günlük savunma süresi verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şıklar — oy vermek için seç

Katılımcıların eğilimine göre %39,8 “🔘 Savunma hakkını fiilen kısıtlamak için yapıldı” — toplam 204.812 oy, son 30 günde 324 yeni katılım.

204.812 toplam oy +324 / 30 gün
Ankete katıl · Oy ver

Halk Seçiyor verileri: 16.07.2026 08:22 (TSI) itibarıyla. Sayfa önbelleği nedeniyle birkaç dakika gecikmeli olabilir.

Günün trend anketleri

Ana Sayfa Belediyeler
Sonuçlar
Vekiller Partiler