Yiğit AYDIN
Ankara'da 7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek olan NATO Zirvesi öncesi iktidarın hazırlıkları sürüyor. Saray rejimi bir taraftan hayatı durduracak adımları atmaya devam ederken diğer yandan da meşruiyet aradığı emperyalistlerle gelecek hesapları içerisinde.
Son olarak NATO Zirvesi hazırlıkları kapsamında ODTÜ öğrencileri “Güvenlik tedbiri” sebep gösterilerek okul içindeki yurtlarından çıkarıldı. Öğrenci yurtlarının 4-13 Temmuz tarihleri arasında kullanıma kapalı olacağı öğrenilirken öğrencilere kalacak alternatif bir yer gösterilmedi.
TARİHİN EN PAHALI ZİRVESİ
Zirve hazırlıklarının toplam maliyeti ise 12 Milyar TL’ye yaklaştı. 221 Milyon Euro’ya denk gelen bu bütçe tarihin en pahalı NATO Zirvesi olma özelliğini Türkiye’ye getirdi. Öte yandan rejim tüm aktörleriyle NATO’nun emperyalist dizaynına tam biat içerisinde. Yandaş medya tarafından NATO övgüleri eksik kalmazken AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ile baş başa yapması planlanan görüşme büyük bir gösterişle sunulmaya çalışılıyor.
REJİMİN NATO ZİRVESİ GURURU
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da önceki gün yaptığı açıklamada bu zirvenin kendileri için farklı bir evreye geçiş olduğuna dikkat çekti. Savaş örgütü NATO için çok önemli olduklarını dile getiren Fidan, kendi iktidarlarının göreve talip olduğunu ilan etti. Türkiye'nin stratejik önemini, NATO içindeki rolünü bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Fidan, "Zirvenin Türkiye'de yapılıyor olması Türkiye'nin stratejik önemini, NATO içindeki rolünü de bir kez daha ortaya koyuyor, pekiştiriyor. Bu da gerçekten devletimiz adına, milletimiz adına gurur verici bir husus." diye konuştu.
ABD’NİN ‘YETENEKLİ’ MÜTTEFİKİ
NATO Zirvesi öncesi ABD’den övgülerin ardı arkası kesilmiyor. Emperyalizme tam bağımlı bir politika izleyen Saray yönetimi, son olarak ABD'nin NATO nezdinde Daimi Temsilcisi Matthew Whitaker’in övgülerini topladı. Türkiye'nin savunma sanayisi kapasitesinin diğer müttefikler için bir "model” teşkil etmesi gerektiğini belirten Whitaker, "Tüm müttefiklerimizin daha çok Türkiye gibi olmasına ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
Whitaker, bir ay önce Türkiye'de olduğunu belirterek, İzmir, İstanbul ve Adana'daki İncirlik Üssü'nü ziyaret ettiğine değindi. Türkiye'yi "inanılmaz derecede yetenekli bir müttefik" olarak niteleyen Whitaker, "NATO ittifakına ve aynı zamanda hem kendilerinin hem de müttefiklerinin güvenliğine ciddi şekilde bağlılar" değerlendirmesinde bulundu.
Doç. Dr. Onur Alp Yılmaz/Siyaset Bilimci
DEMOKRASİ ARTIK KRİTER DEĞİL
Soğuk Savaş boyunca NATO’nun merkezinde ABD vardı. Bugün ise ABD, özellikle Trump yönetimiyle birlikte, küresel hegemon olmaktan çok küresel koordinatör olmaya çalışıyor. Washington artık her cephede doğrudan askerî yük taşımak istemiyor; maliyeti müttefiklerine dağıtıyor. Avrupa’nın daha fazla harcama yapmasını istemesinin nedeni de bu. Bu yüzden Türkiye’nin rolü de değişiyor.
Türkiye lojistik ve jeopolitik düğüm noktası haline geliyor. NATO açısından değeri de buradan geliyor.BAYKAR ziyaretini de bu çerçevede okumak gerekir. Burada verilen mesaj “Türkiye sadece NATO’nun asker sağlayan ülkesi değildir; aynı zamanda NATO’nun üretim kapasitesinin parçasıdır”. Son yıllarda NATO’nun savunma sanayii kapasitesini büyütme hedefi düşünüldüğünde bu oldukça bilinçli bir semboldür.
Trump-Erdoğan ilişkisi de aslında kişisel dostluğun ötesinde okunmalı. Trump, kurumsal ittifaklardan çok liderlerle pazarlık yapmayı tercih ediyor. Erdoğan da bunu bilen liderlerden biri. Dolayısıyla Ankara Zirvesi biraz da NATO’nun kurumsal diplomasisinden ziyade lider diplomasisinin öne çıktığı bir toplantıya dönüşebilir.
‘JEOPOLİTİKLEŞEN MEŞRUİYET’
Türkiye uzun zamandır Batı ile ilişkilerinde demokrasi üzerinden değil güvenlik üzerinden konuşuyor. Eskiden Türkiye’ye yönelik temel soru: “Demokratikleşiyor mu?” iken bugün soru şu: “Rusya’yı dengeliyor mu?”, “İran krizinde rol alıyor mu?”, “Göçü yönetiyor mu?” Yani demokrasi, dış politikanın belirleyici kriteri olmaktan çıktı; güvenlik dosyalarının alt başlığı haline geldi. Bu sadece Türkiye için değil, küresel sistemin genel yönelimi açısından da böyle. Ben bunu “Jeopolitikleşen meşruiyet” olarak tanımlıyorum. Eskiden siyasal meşruiyet seçimler ve hukuk üzerinden tartışılırken bugün devletlerin uluslararası meşruiyeti giderek daha fazla jeopolitik işlevlerinden üretiliyor. Son olarak bu zirvenin iç siyaset açısından da önemli bir işlevi var.
Gündemin dış politika eksenine taşınması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasal avantaj elde ettiği alanı genişletiyor. Dış politika krizleri ve uluslararası zirveler, yürütmenin karar alma kapasitesini ve liderlik imajını öne çıkarırken; ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve adalet gibi başlıklar ise iktidarın en kırılgan olduğu alanlar olarak öne çıkıyor. Dış politikadaki gelişmeler ve güvenlik gündemi AKP ve Erdoğan’ın oy desteğini artırma eğilimi gösterirken, iç politikadaki ekonomik ve hukuki gelişmeler muhalefetin toplumsal desteğini güçlendiriyor. Bu nedenle iktidarın önümüzdeki dönemde uluslararası gelişmeleri ve Türkiye’nin jeopolitik rolünü daha görünür kılan bir siyasal iletişim stratejisi izlemesi şaşırtıcı olmayacaktır. Seçim atmosferi dış politika üzerinden şekillendikçe Erdoğan’ın rekabet avantajı artarken, gündemin yeniden ekonomi ve iç siyasete dönmesi ise muhalefetin lehine bir tablo oluşturacaktır.
Semih İdiz/Dış Politika Yazarı
KÖŞE KAPMACA OYNANIYOR
Önümüzdeki günlerde NATO külfet paylaşımını Avrupa’ya yönlendirmeye çalışacak gibi gözüküyor. Türkiye, GSMH’ye göre gereken payını ödüyor. Stratejik konumundan dolayı ittifaka çeşitli avantajlar getiren bir ülke. Amerika, Avrupa’dan fiilen çekilmesi ile mesafeli bir ilişki düzeyinin altyapısını oluşuyor.
Bu durum Avrupa ülkelerine ek külfet yükleyecek. Birçok ülke bu külfetin altına girmek istemiyor. Toplanan vergiler sosyal refahı yüksek tutmak için kullanılmak isteniyor ancak yeni dünya gerçeğinde bu pek olasılıklı gözükmüyor. Aslında önümüzdeki temel soru NATO’nun yeni dönem politikasının belirlenmesi değil, NATO’nun geleceğinin var olup olmadığı üzerine.
Soğuk savaş bittikten sonra NATO kuruluş anlamını birçok açıdan yitirdi. Şu anda NATO’nun üçüncü evresinden ziyade geleceği aranıyor. Trump’ın “Biz bundan sonra yokuz” söylemleriyle ittifak büyük darbeler yedi. Bu zirvede üyeler arasında geleceğe dair konsensüs yaratılabilecek mi onu göreceğiz. Dünyadaki genel sürece bakarsanız Avrupa’da bir sağa kayış söz konusu. Demokrasi arka plana düşüyor ve Türkiye gibi hali hazırda demokrasinin zayıf olduğu ülkeler bu durumdan daha fazla darbe yemiş oluyor. Sadece NATO değil, AB ülkelerinin de Türkiye’ye yönelik demokrasi eksenli söylemleri oluyor. Büyük laflar edilse dahi arkası gelmiyor.
Türkiye’nin stratejik ve coğrafi önemi AB için hukukun üstünlüğünden ve demokrasiden daha önemli. Yine benzer açıklamalar göreceğiz fakat devamı gelmeyecektir. Bunun sebebi yeni global düzenin şekillendikçe hukuk, özgürlük gibi kaygıların arka plana düşmesi. Şu anda ise bu düzende bir yer kapmaca oynanıyor. Türkiye NATO açısından önemi artan bir ülke konumunda olması sebebiyle Türkiye’ye de sahada oyun alanları açılıyor. NATO’nun geleceği yok denilse de NATO’ya da zorunlu olarak ihtiyaç duyuluyor ve bu kurumların çökmesi istenmiyor.
Yorumlar