Tüm haberler
BirGün 22 Jul 2026, 12:24 Güncel

Milyonlarca binanın akıbeti belirsiz: Daha neyi bekliyorsunuz?

TMMOB İMO, ülkedeki binaların deprem risk durumunu gösteren yapı stoku envanterinin hâlâ çıkarılmamasına tepki gösterdi. Milyonlarca yapının belirsizliğini koruduğunu belirten mühendisler, yetkililere seslendi: "Riskli yapıları belirlemek için yeni bir felake…

Milyonlarca binanın akıbeti belirsiz: Daha neyi bekliyorsunuz?

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), ülkedeki mevcut yapı stoku envanterinin çıkarılması ve riskli binaların tespiti konusunda yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, ülkede milyonlarca riskli konut bulunmasına rağmen bütüncül ve güvenilir bir veri tabanının hala oluşturulmadığı vurgulanarak yetkililere "Yeni bir felaketi mi bekliyorsunuz?" sorusu yöneltildi.

Açıklamada, bir toplumun gelişmişlik düzeyinin yalnızca yeni ve yüksek binalar inşa etmekle değil, mevcut yapı stokunu ne ölçüde tanıdığı ve yurttaşların can güvenliğini nasıl koruduğuyla ölçüleceği belirtildi.

Aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde veya kentlerde yıkıcılık bakımından farklı sonuçlar doğurduğuna dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

"Deprem doğanın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Afet ise doğanın değil; riskleri öngöremeyen, yapılarını yeterince tanımayan ve gerekli önlemleri zamanında alamayan yönetim anlayışının sonucudur. Güvenli kentler, mevcut yapı stokunu tanıyan ve riskleri bilimsel yöntemlerle ortaya koyan kararlı kurumsal yapılarla inşa edilir.”

"MİLYONLARCA KONUT RİSKLİ"

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından geçmişte ülke genelinde 6,8 milyon riskli konut bulunduğu anımsatılan açıklamada buna karşın resmi ve bütüncül bir adım atılmadığı da ifade edildi.

Açıklamada “Birçok yapı için; projelerinin arşivlerde bulunup bulunmadığını, hangi deprem yönetmeliğine göre tasarlanıp inşa edildiğini, kullanılan malzemenin niteliğini, taşıyıcı sistemine sonradan müdahale edilip edilmediğini, güçlendirme işlemi görüp görmediğini, yapı kayıt belgesine sahip olup olmadığını ve bu belgenin hangi aykırılığı kapsadığını, mevcut kullanımının ruhsat ve projeleriyle uyumlu olup olmadığını, ve en önemlisi de olası bir tasarım depremindeki performansını çoğu zaman kesin olarak bilemiyoruz. Yönetilemeyen risklerin önemli bir bölümü, öncelikle bilinmeyen risklerdir. İşte bu nedenle yapı stoku envanteri yalnızca teknik bir veri toplama çalışması değildir. Yaşam hakkını, kent hakkını ve kamu güvenliğini doğrudan ilgilendiren temel bir kamu hizmetidir. Çünkü bir yapının güvenliği yalnızca o yapıda yaşayanları ilgilendirmez; komşu binaları, ulaşım ağını, altyapıyı, sağlık hizmetlerini, ekonomik yaşamı ve afet sonrası müdahale kapasitesini doğrudan etkiler. Bu nedenle yapı güvenliği bireysel mülkiyet sınırları içinde değerlendirilemeyecek bir unsur olup kamu yararının ayrılmaz bir parçasıdır” denildi.

"YÖNETMELİK KAĞIT ÜZERİNDE KALDI"

17 Ağustos 1999’da yaşanan Gölcük Depremi anımsatılan açıklamada şöyle devam edildi:

“O dönem mevzuatta ve deprem yönetmeliklerinde köklü değişikliklere gidilmiştir. Fakat kağıt üzerinde kusursuz görünen yönetmelikler, rant odaklı imar afları, ticarileşen yapı denetim sistemleri ve liyakatten uzak uygulamalarla defalarca delinmiş ve bilimi, mühendisliği ve kamusal sorumluluğu esas almayan politikaların faturası her depremden sonra olduğu gibi, son olarak yaşadığımız 6 Şubat Depremleri’nde on binlerce yurttaşımızın canıyla, yüz binlerce binanın yıkılması ve ağır hasar almasıyla en ağır şekilde ödenmiştir. Başta Anayasa olmak üzere mevcut mevzuat gereği; deprem riskine karşı tedbir almak, riskli yapıları ve afet riski olan bölgeleri belirlemek, riskli yapıların risk durumuna göre güçlendirilmesini ya da yıkımını sağlayarak güvenli ve sağlıklı yaşama çevreleri teşkil etmek devletin asli ve devredilemez görevidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de 3 Aralık 2024 tarihli kararıyla bu hususu açıkça vurgulamış, devletin yurttaşların yaşam hakkını koruma ve denetim sorumluluğunu en üst perdeden hatırlatmıştır. Bu çerçevede de yapı stoku envanterinin çıkarılması; anayasal ve kamusal asli bir sorumluluktur. Ayrıca 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Türkiye Afet Risk Azaltma Planı (TARAP) ve İl Afet Risk Azaltma Planları (İRAP) birlikte değerlendirildiğinde; mevcut yapı stokunun bilimsel yöntemlerle ortaya konulması, izlenmesi ve sürekli güncellenmesi herhangi bir kurumun tercihine bırakılabilecek teknik bir faaliyet değil; başta Çevre Bakanlığı ile AFAD olmak üzere yerel yönetimler, ilgili kamu kurumları, üniversiteler ve meslek kuruluşlarının eşgüdüm içinde yürütmesi gereken temel bir kamu görevidir. Deprem riskini azaltmak ve depreme karşı dirençli bir toplum yaratmak için AFAD tarafından Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı hazırlanmıştır. Bu rapora göre 2017 yılına kadar ülkemizdeki yapı stokunun envanterinin çıkarılıp bunlara müdahale edilmesi gerekmekteydi. Ne yazık ki 2026 Türkiye’sinde eski yönetmeliklere göre inşa edilen, mühendislik hizmeti almayan, denetimsiz değişikliklere uğrayan, kaçak eklentiler yapılan veya imar aflarıyla kâğıt üzerinde yasal hale getirilen milyonlarca yapının gerçek durumu hala bilinmemektedir. Daha vahimi, hangi yapıların ne ölçüde risk taşıdığına ilişkin ülke çapında güvenilir ve bütüncül bir veri tabanı bulunmamaktadır. Neyi Bekliyorsunuz? Bu envanterin çıkarılması, riskli yapıların belirlenmesi için yeni bir felaketin kapımızı çalmasını, binlerce insanımızın daha enkaz altında kalmasını mı bekliyorsunuz?”

"YAPILMASI GEREKENLER ORTADA!"

Mühendisler yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

  • Merkezi yönetim başta olmak üzere ilgili bütün kamu kurumları; derhal harekete geçmeli, Türkiye’nin yapı stoku envanteri, ülke çapında başlatılacak bir kamu programıyla ivedilikle çıkarılmalı yapıların risk durumları belirlenerek güçlendirme, yenileme ve tahliye süreçleri için açık, net bir önceliklendirme ve takvim süreci oluşturulmalı.
  • Yapıların tüm yaşam döngüsünü kapsayan, merkezi idare ile yerel yönetimlerin ortak kullandığı sadece verilerin işlendiği değil yapıların güvenliğinin de takip edildiği Ulusal Yapı Stoğu Bilgi Sistemi oluşturulmalı.
  • Çevre Bakanlığı, AFAD, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, belediyeler ve diğer ilgili kurumların yapı verileri ortak standartlar çerçevesinde entegre edilmeli.
  • Yapı stoku envanteri çalışmaları proje bazlı uygulamalar olmaktan çıkarılmalı; mevzuatla tanımlanmış, sürekli güncellenen ve kamu kaynaklarıyla sürdürülen bir kamu hizmetine dönüştürülmeli.
  • Mevcut yapı stokunun risk öncelikleri bilimsel yöntemlerle belirlenmeli; güçlendirme, dönüşüm ve afet risk azaltma politikaları bu verilere dayanılarak oluşturulmalı.
  • Yapı stoğu envanter çalışmalarına esas oluşturulan sonuç raporlarından elde edilen verilere göre öncelikli olan binaların dönüşümüne veya güçlendirilmesine yönelik izlenecek süreç net olarak tanımlanmalı, finansal ve hukuki sorunların çözümünde kamu desteği sağlanmalı.
  • Yapı kayıt belgesi bulunan yapıların hangi aykırılıklar nedeniyle kayıt altına alındığını gösterecek veri altyapısı oluşturulmalı; taşıyıcı sistemi etkileyen müdahaleler öncelikli olarak değerlendirilmeli.
  • Yapı envanteri çalışmalarında üniversitelerin, meslek odalarının ve ilgili uzmanlık kuruluşlarının bilgi birikiminden kurumsal olarak yararlanılmalı; süreç bilimsel esaslar doğrultusunda kamucu bakış açısıyla yürütülmelidir.
  • Üretilen veriler kamuoyu ile paylaşılmalı; bilimsel çalışmaların ve risk azaltma politikalarının geliştirilmesi desteklenmeli.
  • Yapı stoğu envanteri projelerinin sürekli eklenen/dönüşen binalardan ötürü dinamik bir sistem olduğu gözden kaçırılmamalı.
Haberin tamamını BirGün'da oku

Günün trend anketleri

Ana Sayfa Belediyeler
Sonuçlar
Vekiller Partiler