Tarih 14 Ekim 1924, yer Kayseri. Mustafa Kemal Kayseri Memleket Hastanesi açılış törenine gelir. Töreni düzenleyenler Osmanlı döneminden kalma alışkanlıkla açılış için bir imam da çağırmışlardır.
“Paşam” derler, “müsaadeniz olursa önce hoca efendi Kuran’dan dua okusun.”
Mustafa Kemal “Gerek yok.” der, “Tanrı benim dilimi bilir. Gerekirse duayı ben okurum.”
***
Kemalizmin ve Cumhuriyet Devriminin en belirgin karakteristiği laikliktir.
Halifeliğin kaldırılması, Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin kapatılması, “Türkiye Devleti’nin dini İslamdır” maddesinin Anayasadan çıkarılıp laikliğin Anayasaya girişi, medreselerin kapatılıp eğitimin laikleştirilmesi, Medeni Kanunun kabulü laiklik doğrultusunda atılmış radikal adımlardır.
Siyasal İslamcı ve liberal koronun ağız birliğiyle söylediği “Kemalist devrimler sadece üst yapıya odaklandı, toplumsal hayatta bir şeyi değiştirmedi. Bu nedenle toplum tarafından benimsenmedi.” iddiası safsatadan ibarettir.
Misal mi?
Daha Cumhuriyet ilanının üzerinden iki buçuk yıl geçmemişken, 17 Şubat 1926’da Mustafa Kemal’in yakın takibi ve müdahalesiyle kabul edilen Medeni Kanun.
Erkeklere yüzlerce yıldır tanınan çok eşli evlilik hakkının yasaklanıp kadınlara boşanma hakkının tanınması, resmi nikah zorunluluğu, kız ve erkek çocuklarına mirasta eşit pay hakkı, kadınlara istedikleri mesleğe girebilme hakkı, mahkemelerde kadın erkek eşitliği.
Bütün bunların toplumsal hayata dokunmadığını ve başta kadınlar olmak üzere toplum tarafından benimsemediğini kim söyleyebilir!
Siz siz olun “Türkiye hiçbir zaman laik olmadı ki” diyen liberallere kanmayın. Bir zamanlar bu ülkede okullarda halk çocuklarına Darwin’in Evrim Kuramının okutulduğunu hatırlatıp geçin. Gerisini kendileri düşünsün.
***
Amacı “dindar ve kindar nesil yetiştirmek” olan AKP iktidarında laiklik sistematik ve ısrarlı saldırıların hedefine konuldu. Böylece toplum devlet eliyle yukarıdan aşağıya dincileştirilmeye çalışıldı.
AKP dönemindeki dinci gerici saldırıların en çok yöneldiği alanlardan biri eğitimse diğeri de sağlık oldu.
Hacamat için Kupa Terapisi Sempozyumları, Tıbb-ı Nebevi Kongreleri bizatihi siyasi iktidar tarafından desteklendi. Hastanelerde Kuran kursları açıldı. Ulusal Din Psikolojisi ve Manevi Bakım Çalıştayları düzenlendi. Binlerce psikolog kadro bulamayıp işsiz gezerken ilahiyat mezunları Sağlık Bakanlığı hastanelerinde “Manevi Destek Personeli” olarak istihdam edilmeye başlandı.
Dinen caiz olmadığı gerekçesiyle Anne Sütü Bankası haram ilan edildi. Helal ilaç tartışmaları başladı. İçeriğinde domuz kanı bulunduğu gerekçesiyle aşı reddi yaygınlaştı. Türkiye’nin ilk Cin Hastanesi açıldı. Anatomi laboratuvarında kadavralara don giydirildiğini bile bu dönemde işittik.
Tayyip Erdoğan’ın “Kürtaj cinayettir.” sözleri sonrasında kürtaj kamu sağlık kurumlarında fiili olarak yasaklandı. Bugünlerde sezaryan da yasaklanırsa hiç şaşırmayın.
Kısacası “Modern tıbba saldırmanın dayanılmaz hafifliği” AKP döneminde zirve yaptı.
***
TTB’nin yeni seçilen yönetimi geçen hafta “Meslektaşlarımıza TTB Merkez Konseyi Adına Teşekkür ve Çağrı” başlıklı bir mesaj yayınladı.
Mesajda benim en çok dikkatimi çeken “TTB olarak bu dönemde de yaşamı, barışı, demokrasiyi, insan haklarını ve halkların kardeşliğini savunmaya devam edeceğiz.” cümlesi oldu.
Diyeceksiniz ki; “Ne var bu cümlede?”
Yaşam var, barış var, demokrasi var, insan hakları var, halkların kardeşliği var.
Şimdi de ben sorayım; “Peki ne yok bu cümlede?”
Aydınlanma yok, Cumhuriyet değerleri yok, laiklik yok! Sadece bu cümlede değil, mesajın hiçbir yerinde yok.
***
Tabii ki her şeyi tek bir mesaja sığdırmak mümkün değildir. Zaten Aydınlanma ve Cumhuriyet değerlerini ağızlarına aldıklarını hiç duymadım. Onun için onları geçtim de laikliğin bu kadar saldırı altında olduğu, modern tıbbın dinci gericilik tarafından böylesine kuşatıldığı bu zamanda TTB’nin yeni yönetiminin hekimlere yayınladığı ilk mesajda laikliğin aklına gelmemesi manidar!
Oysa vakti zamanında programlarından çıkarttıkları laikliği geçen ay sonunda TTB seçimleri vesilesiyle hatırlamışlardı. Kendilerini “emek, demokrasi, laiklik, barış ve hekimlik değerlerinin adı” olarak tanımladıkları seçim broşürünün mürekkebi bile kurumadan gene unutuvermişler!
Ne yapacaklarını, ne yazacaklarını tabii ki kendileri bilir. Sorumluluk da kendilerini o görevlere tensip eden delegelerdedir.
Ben gene de eski bir dost olarak uyarıda bulunayım.
Bu ülkede laikliği savunmadan ne yaşamı, ne barışı, ne demokrasiyi, ne insan haklarını, ne halkların kardeşliğini, ne de modern tıbbı ve hekim haklarını savunabilirsiniz.
Laiklik şart!
Yorumlar