Özgür Özel, Niğde’deki halk buluşmasında 100 yaşındaki Müzeyyen Şen ile “karşılaşmış.” Müzeyyen Hanım, Özel’ e önce “İmamoğlu’nu benim için öp yavrum” diyor. Gençliğinden bu yana aktif olarak siyaset yaptığını söyleyen Müzeyyen Hanım, ardından da “16 yaşından beri CHP’liyim. Atatürk’ün izinde, İnönü’nün izinde, Karaoğlan’ın izinde ve şimdi senin izindeyim.” diye ekliyor… Müzeyyen Hanım, “halkın CHP’sinin” ne olduğunu bir cümlede anlatıyor.
Karşılaşma (encounter) kavramı, sıradan bir yan yana gelişi ya da basit bir kitleyle iletişimi anlatmaz. Psikopolitik düzlemde karşılaşmalar, verili ideolojik kalıpların, donmuş kurumsal yapıların ve sterilleştirilmiş öznellik sınırlarının sokağın yakıcı gerçeğiyle çarpıştığı, tarafların birbirini bükerek radikal biçimde yeniden ürettiği, canlı, dinamik ve dönüştürücü anlardır.
Yaklaşık üç yıl önce, bu köşede, ana muhalefetin o dönemdeki yapısal durumunu incelerken "solculuk korkusu" ile "devrimci coşku" arasında aşılması gereken bir yarık olduğunu yazmıştım. (https://www.birgun.net/makale/solculuk-korkusundan-devrimci-coskuya-479673) Düzeni ürkütmekten endişe eden, sağın dilini ve dünyasını taklit ederek kendi tarihsel öznelliğinden kaçan bir kurumsal aklın, kitlelerin ruhundaki birikmiş muhalif enerjiyi nasıl dondurduğunu anlatmaya çalışmıştım. Bugün Özgür Özel’in il ve ilçelerde başlattığı, rutin ziyaretler olmaktan çıkıp kendiliğinden birer taşra mitinglerine dönüşen gezileri, tam da o yazıdaki devrimci coşkuyu ateşleyebilecek kıvılcım.
Bu karşılaşmaları, muhalefetin sığ iyimserliğiyle “iktidar korkuyor” diye ya da iktidarın alaycılığıyla “sokağa düştüler” diye okumak, olmakta olanın potansiyelini anlayamamaya neden olabilir. Karşımızda, bu temas anlarında birbirini sürekli dönüştüren, capcanlı bir kitle ve lider/örgüt duruyor.
Bu toplumsal hareketliliğin ilk boyutu, neoliberal talanın ve güvencesizliğin kitlelerin ruhsal dünyasında yarattığı edilgenleştirici endişeye, sokağın “nihayet” verdiği tepkiyi gösteriyor. Enflasyon, geleceksizlik, emeğin değersizleşmesi ve kurumsal çürüme, bireylerin hayatlarında taşınamaz bir yüke dönüşmüş durumda. Toplum bu kuşatma altında ezilirken, hissettiği endişeyi ve öfkeyi teslim edebileceği, onu pratik bir güce dönüştürecek kapsayıcı bir örgüt arıyor. Kalabalıklar o taşra meydanlarına, sokaklarına sadece bir siyasi aktörü dinlemeye, popüler biriyle tanışmaya, fotoğraf çektirmeye gelmiyor; kendi failleşme arzularını, uysallık sarmalından çıkma iradelerini somutlaştıracak bir örgüt bulma umuduyla da geliyor. O kalabalıklar korkunun zincirlerini kıran sahici devrimci coşku potansiyelinin ham ve örgütlenmeyi bekleyen en sıcak hali.
DEVRİMCİ ÖZNE
Ancak bu karşılaşma anlarının etkisi tek taraflı değil. Özgür Özel’in meydanların enerjisiyle her yüzleşmesinde kendi politik öznelliğinde yaşanan kırılmalar da var. İlki, Özel’in başlarda uyguladığı ve aslında liberal evcilleştirme politikasının bir uzantısı olan "normalleşme" stratejisinin, iktidarın sert yargı savaşı müdahaleleriyle boşa düşürülmesiydi. Kendini her şeye muktedir sanan egemen blok, operasyonlarla rıza üretme oyunlarına artık ihtiyaç duymadığını da ilan etti. Özel’in o steril uzlaşma zemini, tam da bu yüzden ayaklarının altından çekilip alındı. İşte bu nesnel tıkanma anında, Saraçhane’yi dolduranların kontrol edilemeyen öfkesiyle temas etmek, Özel’in politik bilincinde ikinci ve asıl kırılmayı yaşatmış olmalı. Özel, meydanlardaki karşılaşma anlarında kitle tarafından yeniden biçimlendirilen, liberal siyasetin konforlu alanından sokağın yakıcı gerçekliğine doğru itilen “devrimci” bir özne haline geliyor. Kitle, lideri kendi çizgisine, kendi öfkesinin ritmine doğru çekiyor.
Bu süreçte, CHP’nin “kurumsal” yapısının içindeki en tehlikeli, en kırılgan yarılma da pusuya yatmış durumda. Mutlak Butlancılardan söz etmiyorum; onlar CHP içinde Deniz Baykal ile başlayan ve her tarihsel kırılma anında ortaya çıkan devrimci imkânı çalan grup, ne oldukları herkesin malumu zaten. Asıl yarılma tehlikesi, Özgür Özel sokağın ritmiyle bükülüp o "solculuk korkusunu" pratik içinde tasfiye etmeye zorlanırken, arkasındaki çekirdek grubun, CHP’nin aktif milletvekillerinin, siyasetçilerin bu değişime hazır olmamaları ihtimali. Özel’in yanında oldukları varsayılanlar arasında hala, şu ya da bu nedenle, düzeni ürkütmekten kaygı duyan ve uysallık siyasetine dönmeyi arzulayanlar da var. Meydanlardan yükselen o radikal, sistem karşıtı çığlık liderini cesur olmaya zorlarken, Özel’in etrafındaki kurumsal çeper aynı cesarete ve netliğe sahip değil. Liderin arkasında duran o parlak vitrinin içinde, sokağın bu basıncı karşısında her an geri çekilmeye, o eski konforlu alanlara sığınmaya meyilli olanlar az değil. Dolayısıyla Özgür Özel, meydan meydan gezerken arkasındaki grubun bu hıza ayak uydurabileceğinden asla emin olamamanın gerilimini de sırtında taşıyor.
ELİNİ UZATABİLMELİ
Korkudan coşkuya geçiş, soyut bir niyet beyanıyla değil; ezilenlerin meydanda biriktirdiği o capcanlı öfkenin hem muktedirin zırhını delen hem de kendi partisinin içindeki o ürkek, statükocu yapıları aynı anda sarsan karşılaşmasıyla doğacak siyasetle mümkün olabilecek. Bu yüzden Özel, “yanında” olmalarına rağmen sesini duymayanları ikna etmeye çalışırken, “uzağında” kalmış/bırakılmış olsa da sesine ses verenlere de elini uzatabilmeli.
Evet, “örgüt kitleyi yaratır, kitle örgütü değiştirir” ilkesi hala geçerli. Özel, kitlenin kendisini değiştirmesine ayak uydururken örgütünün de değiştirilmesinin önünü açabilirse, siz o zaman görürsünüz zamanımızın devrimci coşkusunu…
Yorumlar