Ceren UTKU
Zengin biyolojik çeşitliliği, su kaynakları ve kültürel mirasıyla Türkiye’nin en önemli doğal alanlarından biri olan Kazdağları, uzun süredir maden projelerinin baskısı altında bulunuyor. Ruhsat verilen sahalarda ağaçların kesilmesi, toprağın kazılması ve cevher ayrıştırma işlemlerinde kimyasalların kullanılması, bölgenin doğal yapısında geri dönüşü zor değişikliklere yol açıyor.
Maden projelerine karşı başlayan yerel mücadele ise zaman içerisinde kitlesel protestolara ve hukuki direnişe dönüştü. Bölge halkı, yaşam alanlarını, tarım arazilerini ve su kaynaklarını korumak amacıyla çadır nöbetleri tuttu; ruhsatlara, kamulaştırma kararlarına ve çevresel etkilere karşı davalar açtı. Kazdağları Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan ile maden faaliyetlerinin doğa, tarımsal üretim ve bölge halkı üzerindeki etkilerini konuştuk.
Maden faaliyetleri sonrasında Kazdağları’nın doğal yapısında ne gibi değişiklikler yaşandı?
Maden ruhsatlarının verilmeye başlanmasıyla birlikte bölgedeki madencilik faaliyetleri yoğunlaştı. TEMA Vakfı’nın 2016-2017 yıllarında gerçekleştirdiği çalışmada bölgenin yüzde 79’unun maden ruhsatlarıyla kaplı olduğu tespit edildi. Maden sahalarında çalışmalar başlamadan önce alandaki ağaçlar kesiliyor ve mevcut bitki örtüsü ortadan kaldırılıyor. Ardından toprağın verimli üst katmanı sıyrılıyor, patlatmalarla toprak ve kaya yapısı parçalanıyor. Çıkartılan cevher ise çeşitli kimyasal işlemlerle ayrıştırılıyor. Bu faaliyetler sonucunda orman alanları yok oluyor, bölgede devasa çukurlar açılıyor ve toprağın doğal yapısı bozuluyor. Yeraltı su seviyeleri etkilenirken toprak ve hava kirliliği de artıyor. Madencilik faaliyetlerinde yüksek miktarda su kullanılması, bölgedeki tarımsal üretimi ve köylülerin suya erişimini de doğrudan etkiliyor.
Maden çalışmaları ekolojik dengeyi ve su kaynaklarını nasıl etkiliyor?
Ormanların ve bitki örtüsünün ortadan kaldırılması, topraktaki nem oranının azalmasına ve bölgenin giderek kuraklaşmasına neden oluyor. Toprağın nemini kaybetmesi, özellikle yaz aylarında yangın riskini artırıyor. Nem oranının düşük olduğu alanlarda küçük çaplı yangınlara müdahale etmek ve yangınları kontrol altına almak da daha zor hâle geliyor. Açılan büyük çukurlar ve yapılan derin kazılar, yeraltı su sistemini olumsuz etkiliyor. Su kaynaklarının yönü değişebiliyor, bazı kaynaklar azalabiliyor veya kaybolabiliyor. Bu durum yalnızca doğal yaşamı değil, içme suyuna ve tarımsal sulamaya ihtiyaç duyan köyleri de etkiliyor.
Ormanın yok edilmesi halkın geçim kaynaklarına nasıl yansıdı?
Çevrede yaşayanlar ormanlardan yalnızca dinlenmek veya gezmek amacıyla faydalanmıyordu. Ormanlar aynı zamanda bölge halkının günlük yaşamının ve ekonomik faaliyetlerinin parçasıydı. Köylüler kuşburnu, adaçayı, kekik ve benzeri doğal ürünleri topluyor, küçük ölçekte yakacak ihtiyaçlarını karşılıyordu. Özellikle orman köylerindeki bazı kadınlar, tıbbi ve aromatik bitkileri toplayıp satarak aile ekonomisine katkıda bulunuyordu. Ormanların yok edilmesiyle bu geçim kaynakları ortadan kalktı. Üretim imkânlarını kaybeden veya gelirleri azalan insanlar yoksullaşırken bazı aileler bölgeden göç etmek zorunda kaldı.
Ruhsat sahalarında arazisi bulunan köylüler hangi sorunlarla karşılaştı?
Maden ruhsatı verilen alanların içerisinde köylülere ait tarım arazileri ve özel mülkler de bulunuyor. Bu alanlarda yaşayan veya üretim yapan bazı köylüler, arazilerini maden şirketlerine satmaları yönünde baskıyla karşı karşıya kaldı. Arazisini satmak istemeyen vatandaşların mülkleri hakkında ise Cumhurbaşkanlığı veya ilgili bakanlıklar tarafından kamulaştırma kararları verildi. Bu süreç, köylülerin kendi topraklarından ve üretim faaliyetlerinden koparılmasına neden oldu. Yıllardır tarım ve hayvancılık yapılan arazilerin kaybedilmesi, bölgedeki ekonomik ve toplumsal yapıyı da değiştirdi. Maden faaliyetleri nedeniyle bazı su kaynakları da kayboldu. Köylere yeni su hatları çekilmesine rağmen vatandaşlar, getirilen suyun temiz olmadığını ve içme suyu olarak kullanılamadığını ifade etti.
Cevherin ayrıştırılmasında kullanılan kimyasallar çevre açısından nasıl bir risk oluşturuyor?
Maden faaliyetlerinde siyanür, sitrik asit ve hidroklorik asit gibi kimyasallar kullanılıyor. Maden şirketleri bu maddelerin kapalı sistemlerde tutulduğunu ve geri dönüştürüldüğünü söylese de buharlaşma veya sızıntı ihtimali ortadan kalkmıyor. Kimyasalların havaya, toprağa veya su kaynaklarına karışması insan sağlığı ve doğal yaşam açısından ciddi riskler yaratıyor. Bunun yanı sıra, yerin altından çıkartılan kaya ve toprak oksijenle ve yağmur suyuyla temas ettiğinde asidik bileşikler meydana gelebiliyor. Bu süreç, bölgede asitli maden drenajı oluşmasına ve ağır metallerin su kaynaklarına taşınmasına neden olabiliyor. Oluşan kirlilik yalnızca maden sahasıyla sınırlı kalmayarak dereler, yeraltı suları, tarım alanları ve çevredeki yerleşim yerleri üzerinde uzun süreli etkiler bırakabiliyor.
Yorumlar