Savaşlar, göçler, doğal afetler, iklim değişikliği ve yoksulluk en çok çocukların sağlığını ve eğitimini etkiliyor.
UNICEF’in 2025-2026 yılı raporlarında, çocuk yoksulluğunu azaltmada geçmiş dönemde kaydedilen ilerlemenin yavaşladığı ve önlem alınmazsa koşulların çocuklar açısından daha da kötüleşeceği belirtiliyor. Durum böyle olunca, çocuğun iyi olma hâline bağlı olan mutluluk da darbe üstüne darbe alıyor.
Mutluluk Raporu’nun üst sıralarında Hollanda, Danimarka, Fransa ve Portekiz yer alırken, Türkiye kendisine 35. sırada yer buluyor. Üst sıralardaki ülkelere baktığımızda mutluluğun altındaki kök nedeni tek bir cümleyle açıklamak kolay görünmüyor.
Raporun işaret ettiği bileşenler; ruhsal sağlık, fiziksel sağlık, sosyal ve akademik yeterlilik olarak özetlenebilir. Ruhsal sağlığın temelinde ise ebeveynlerin çocuklarına ayırdıkları zaman, sosyal destek ve güven duygusu yer alıyor.
Akademik başarı ile mutluluk arasında her zaman doğru orantı olmadığının da altı çiziliyor. Son yıllarda ülkemizde yüceltilen değerler ve çocukların içine çekildikleri varlık gösterme düzeni, risklerin tırmandığını gösteriyor.
İhmal edilmiş bir çocukluğa güven ve refah içinde geçirilememiş bir gençlik de eklenirse, gelecek on yıllarda sıralamada geriye düşmemiz şaşırtıcı olmayacak.
Hayatın, özellikle ebeveynliğin dik yokuşlarından kaçmaya meyilliyiz. Yokuşsuzluğu arzulayanlar ilgisiz, “cool” tavırlar takınıyor, sınırsızlığı özgürlükle karıştırıyor, sanalın yanıltıcı parlaklığını seçiyor olabilirler.
Kolaylık gibi görünen bu kaçışlar, zamanın labirentine sıkışmaya mahkûm. Çocuklarını serbest oyun, sokak oyunları, doğa oyunları, kutu oyunları, sözcük oyunları, spor ve müziğin türlü seçenekleriyle donatılmış bir ortamda büyüten aileler ve toplumlar, mutluluğun devir teslim törenini başarıyla gerçekleştirmiş sayılabilir. Şu koca dünyayı yaşanılır kılan, renklendiren, anlamlandıran az şey var. Onlardan biri de neşeli, meraklı, hesapsız, maskesiz, oyuna doymuş çocukluk değil de nedir?

Ada’nın Dik Yokuşu
Betül İlter
Fom Yayınları, 2026
Yazımın başlığına, yazar dostum Betül İlter’in kaleme aldığı Ada’nın Dik Yokuşu adlı kitap ilham verdi. Kendisi aynı zamanda görsel tasarım uzmanı. Kitaba konu olan yokuş, memleketimden esintiler taşıyor. Anlatı, çok sevdiğim Bozcaada’da geçiyor. Adayı yürüyerek keşfe çıkan herkesin mutlaka tırmandığını düşündüğüm ve benim de ailemle tatlı anılar biriktirdiğim meşhur yokuşta yaşayan bir çocuğun dünyasına odaklanıyor. Sokak oyunlarının bir parçası olma isteği minik Ada’nın aklını gece gündüz meşgul ediyor. Yazar, yerelin doğallığını ve çocuk kalbinin içtenliğini yansıtan esprili diliyle tebessüm garantili bir okuma deneyimi sunuyor. Ona göre, “Ne oyun oynayacağına karar vermek önemli bir mesele!” Dik yokuştaki komşuluk, arkadaşlık ve aile ilişkilerinde çocukların duyumsadığı zamanın kırılgan yönleriyle karşılaşıyoruz. “İş çıkarma ve iş bitirme ustası anneler”, pekâlâ bir çocuğun hayat oyununa katılma isteğini yönetme ustası da olabilirler. Hikâyenin sonunda yer alan Sokak Oyunları Rehberi ile çocuklarını dış dünyanın eğlencesine hazırlayabilirler.
***

1 Dünya 1 Oyun
İpek Deniz
Meraklı Keşifler Yayınları, 2026
Oyun söz konusu ise 1 Dünya 1 Oyun adlı kitaba değinmeden geçemem. Geçen ay çocuklara kitap okumak için katıldığım Nikomedia Çocuk Edebiyatı Festivali’nde kitabın yazarı ve çizeriyle tanışıp kitabı inceleme şansı buldum. İpek Deniz, dünyanın farklı ülkelerinde oynanan sokak oyunlarını özenle derlemiş. Her oyunun amacını ve kurallarını şiirsel bir dille anlatmış. Büşra Sarı ise oyun oynayan çocukları rengârenk resimlemiş; ayrıca oyunun hangi ülkeye ait olduğunu bulabileceğimiz ipuçlarını her sayfaya şirin ayrıntılar olarak yerleştirmiş. On sekiz farklı oyunun özgün dillerindeki yazılış ve okunuşlarına da yer verilmiş. Tikkertje-Hoog, Segur Etug, Balap Karung bunlardan yalnızca birkaçı… Çocuk, okuduğu oyunun kendi kültüründeki karşılığını düşünme fırsatı yakalıyor. Okurlarını oyun dedektifliğine davet eden kitap dünya çocuklarının yegâne ortak dilinin oyun olduğunun altını çiziyor.
***

GECEYARISI PANAYIRI
Gideon Sterer
Nobel Çocuk Yayınları, 2026
Sokaklar; birbirine taş atan değil, beş taş toplayan; kavga edip çirkinleşen değil, “güzellik mi, çirkinlik mi?” pozlarıyla şirinleşen; ip atlayan, takla atan, oyunun kurallarını belirleyen, sorgulayan ve geliştiren çocukları özledi. Herkesin bildiği ama kimsenin hissetmediği günler yaklaştıkça çocukları sokağa, oyun kurmaya, dış dünyayla temasa, gözlem yapmaya, kurgusal ve duygusal paylaşımlara yönlendiren bir seferberlik hâli sizce de zorunlu değil mi?Dış dünyada çocukları en mutlu eden yerlerin başında macera parkları ve panayırlar geliyor. Buradan yola çıkarak yazımı Geceyarısı Panayırı adlı keyifli bir sessiz kitapla sonlandırayım. Şamatalı bir sessizlikle…Hikâye, New York’un kuzey ormanlarında büyüyen Gideon Sterer’e ait. Çizeri ise storyboard sanatçısı ve konsept tasarımcısı İtalyan Mariachiara Di Giorgio. Anlatı, Sterer’in çocukluğunda hayvanlarla kurduğu temasa dair izler taşıyor. Kirkus Reviews’un “bir şekilde tuhaf ve tamamen inandırıcı” ifadesini haklı çıkaran gerçeküstü ama bir o kadar da gerçek bir panayır kuruluyor.Akşam olup insanlar panayırdan ayrılınca, ışıklar sönüp bekçi evine dönünce neler olabilir? Anlatıcının düşlediklerinden yola çıkarak çizer, panayırın her köşesini farklı planlarda resmetmiş. Bir an kuş bakışı panayırın üzerinde dolaşıyor, bir başka an kalabalığın tam ortasına düşüyorsunuz. Bazen bir mısır patlağı yakınlığında, bazen ay ışığı mesafesinde duruyor ve renkli masal diyarına dâhil olmak isteyen hayvanları izliyorsunuz. Duyarlılık, şefkat, heyecan, aşk, muziplik ve eğlence dolu bu çılgın geceden geriye okurun payına güçlü bir görsel okuma deneyimi düşüyor. Peki, sabahın ilk ışıklarıyla işinin başına dönen bekçiyi neler bekliyor?
***
Fazıl Hüsnü, “Balonlar belki düş kuran toplardır, göklere uzanan” diyor ya; o misal, mutluluk belki de oyun kuran çocuklardır, geleceğe uzanan…
Yorumlar