Tüm haberler
BirGün 18 Jul 2026, 05:00 Siyaset

Birleşik mücadele yerelden örülecek

Rejimin ülkeyi içine sürüklediği çoklu krizlere karşı “ortak mücadele hattı” için başlattığımız tartışma dizisinde bugün eski Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu, Akademisyen Dilek Bulut ve Akademisyen Serkan Öngel yer alıyor. Muhcu, Bulut ve Öngel birleş…

Birleşik mücadele yerelden örülecek

Politika Servisi

İktidarın ülkeyi sürüklediği kriz ortamı, toplumun farklı kesimleri üzerindeki yıkıcı etkisini her geçen gün artırıyor.

Ekonomik zorluklar, hak gaspları ve otoriterleşme eğilimleriyle tahkim edilmeye çalışılan rejime karşı, ülkenin dört bir yanından itiraz sesleri yükseliyor.

Ancak bu tekil ve haklı direnişlerin, iktidarın baskılarını aşacak yeni bir güce dönüşebilmesi için ortak bir hatta buluşması tarihi bir zorunluluk olarak öne çıkıyor.

Bu zorunluluğu vurgulayan “birleşik bir muhalefet için yan yana geliyoruz” çağrısıyla birlikte gazetemizde başlattığımız tartışma dizisi devam ediyor.

Bugünkü sayfamızda Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu, Akademisyen Dilek Bulut ve Akademisyen Serkan Öngel değerlendirmelerini paylaştı.

Bugünkü yazılarda, iktidarın muhalefeti bölme stratejisine karşı birleşik muhalefet hattının aşağıdan yukarıya örülmesi gerektiği vurgulanıyor. 

Kentin rant yağmasına karşı korunmasından laiklik ve eşit yurttaşlık temelinde ortak bir asgari programa, aşağıdan yukarıya şekillenen kalıcı ve yatay örgütlenme pratiklerinin inşasına uzanan somut öneriler tartışılıyor. 

***

ÖZGÜR VE EŞİTLİKÇİ BİR GELECEK İNŞA EDEBİLİRİZ

“Karanlığa, çürümeye ve yok oluşa giden bu süreci durdurmak ‘Birleşik Muhalefet Hattı’nın oluşturulmasından ve bağlı olarak toplumsal muhalefetin yükseltilmesinden geçmektedir”

Eyüp Muhcu - Eski Mimarlar Odası Genel Başkanı:

Türkiye “Saray Rejimi”nin yarattığı derin bir kriz ortamında debelenmektedir. İktidar varlığını sürdürmek için “demokrasi, hukuk ve insanlık karşıtı” bütün yollara başvurmakta sakınca görmemektedir.

ABD’ye tamamen teslim olunması, Otoriter/Teokratik bir rejimin inşası, OHAL koşullarının fiilen sürdürülmesi, yargının iktidarın güdümüne girmesi ve adaletsizlikler, kamu kurumlarının siyasallaşması, ekonomik kriz ve geniş halk kitlelerinin yoksullaşması, doğa ve kültür varlıklarının rant amacıyla yağmalanması, yurttaşların yaşam alanlarına el konması gibi bütün bu sorunlara bağlı olarak yaşanan gelecek kaygısı ve umutsuzluk iklimi oluşmuştur.

“15 Temmuz Darbesi” sonrası kurulan Otokratik/Teokratik Rejim; yarattığı krizler ve halkın yükselen tepkileri nedeniyle ülkeyi yönetemez hale gelmiştir. Bu dönemde “Saray’ın bekası” için merkezileşme ve otoriterleşme politikalarına hız verilmiş, başta yerel yönetimler olmak üzere bütün muhalif kesimlere karşı operasyonlar başlatılmıştır.
İktidar “Totaliter/Teokratik” rejime giden yolda baskı, yıldırma ve tasfiye politikalarına devam edecektir. Ve bu yolda bindiği bisikletin pedallarını çevirmezse iktidardan düşeceğini düşünmektedir. Karanlığa giden bu süreci durdurmak “Birleşik Muhalefet Hattı”nın oluşturulmasından ve bağlı olarak toplumsal muhalefetin yükseltilmesinden geçmektedir. Dünyada ve ülkemizde yaşanan toplumsal mücadeleler tarihi, bu hattın örgütlenmesi bakımından önemli veriler sunuyor ve yolumuzu aydınlatıyor.

Öncelikle Ülkemizin “Demokratik, Özgür ve Eşitlikçi” geleceği konusunda taraf olan, topluma dayatılan sorunlardan etkilenen, düzenden memnun olmayan en geniş toplum kesimlerini bir hedefte buluşturabilmek önemli. “Birleşik Muhalefet Hattı”nın oluşturulmasında kimlik siyaseti anlayışı doğrultusunda dışlayıcı ve ayrımcı değil; dayanışmacı ve kapsayıcı bir söylemin dillendirilmesi ve asgari ölçekte “demokratlık” kriterinin temel koşul olması gerekir. Farklı grupları ayrıştıran detaylar yerine bütün kesimleri doğrudan ilgilendiren çevre yağması, hak gaspları ve ekonomik zorluklar gibi somut konular etrafında birleşme gerçekleşebilir.

Kentlerin “rant odaklı” politikalara karşı korunması ve afetlere karşı güvenli yaşam çevrelerinin oluşturulması gereklidir. Bu kapsamda kent, kültür, demokrasi, insan hakları temelli dayanışma örgütlenmelerinin desteklenmesi, karar alma süreçlerinde etkin yer almaları için çaba gösterilmelidir.

Ülkemizin dört bir yanında bütün bu sorunlara karşı yakılan “Çoban Ateşleri” çoğaltılabilir ve bir hatta buluşturulabilir. Bu anlayışla yerel örgütlenmelerin özgünlüklerini koruduğu fakat birbirleriyle iletişim halinde olduğu demokratik eylemlilikler gerçekleştirilebilir. Bu çerçevede dayanışma hattı yerelde ve ülke genelinde koordine edilmelidir.

Toplumsal dayanışmayı engelleyen en önemli konulardan biri birey ya da grupların birbirleriyle rekabet etmeleri, kendi çıkarları için hareket etmeleri ve asgari müştereklerde buluşamamalarıdır. Bu nedenlerle ortak hedefler doğrultusunda dayanışmacı bir yaklaşımın programlanması ile bu sorunlar aşılabilir. Toplumsal muhalefetin yükselmesiyle birlikte bir umutsuzluk ortamının ve kurumlara ve siyasi örgütlenmelere karşı halkın güven sorunu olduğu bilinmektedir. Güven sorununun aşılabilmesi için halkın gerçek anlamda söz sahibi olduğu, saydam bir çalışma anlayışının işletildiği, kararlı ve sürekli bir mücadelenin sürdürüldüğü koşulların yaratılması şarttır.

Biliyoruz ki; bir veya birkaç siyasal grupla toplumun karşı karşıya kaldığı sorunlarla baş etmek ve bu karanlık dönemden çıkmak olası değil. Bu nedenlerle niteliklerini sıralamaya çalıştığım yaklaşımla “Birleşik Muhalefet Hattı”nın oluşturulması için bir an önce harekete geçmek; kurum/örgüt içi ve farklı kurum/örgütler arası diyalog sürecinin başlatılması gerekir. Birleşik bir toplumsal hareket; topluma yeniden umut, güven ve heyecan verebilir. İktidarın gücünün sınırsız olmadığını her istediğini topluma kabul ettiremeyeceğini Gezi’de olduğu gibi gösterebilir. “Demokratik, özgür ve eşitlikçi” bir gelecek inşa edilebilir…

***

EŞİT YURTTAŞLIK TEMELİNDE ORTAK GELECEĞİN İNŞASI

 “Laiklik, kamuculuk ve eşit yurttaşlık temelinde ortak bir mücadele zeminini inşa etmek ve eşit, demokratik, özgür bir ülkeyi kurmak her birimizin tarihsel bir sorumluluğudur”

Dilek Bulut - Akademisyen:

Bugün Türkiye’de yaşananlar; derinleşen ekonomik krizden anayasal düzenin sistematik biçimde ihlal edilmesine, halk iradesinin gasp edildiği kayyum politikalarından eğitim müfredatının dinci-gerici kuşatmasına kadar uzanan çok boyutlu bir dönüşümün ifadesidir. Tüm bu gelişmeler, bütünlükçü bir “siyasal İslamcı rejim” inşasının yapı taşlarıdır.

Neoliberal muhafazakâr iktidarın temel karakterini oluşturan yapısı laiklik ve kamuculuk karşıtı politikalar, bu bütünün en güçlü omurgasını kurmaktadır. Bu nedenle, mevcut rejime karşı geliştirilecek toplumsal direnişin de bu bütünlüğün farkında olan, parçalı değil birleşik bir mücadele perspektifine dayanması yeni bir yol açmak için gereklidir.

Feminist mücadele açısından, kadınların haklarına ve özgür yaşam alanlarına yönelen saldırılar sadece hak kayıpları olarak değil, bu yeni rejim inşasının ve ekonomik krizlerin toplumsal cinsiyet üzerinden yönetilme biçiminin doğrudan birer parçası olarak okunmalıdır. Bugün siyasal iktidar, hukuk alanını tahrip ederken aileci politikalar üzerinden toplumu dinsel referanslarla yeniden düzenlemektedir. Kadınların toplumsal yeniden üretim emeğini yok saymaktadır. Bu noktada, feminist mücadelenin en kritik mücadele başlıklarından biri laikliktir. Laiklik; devletin, bireylerin inançları veya kimlikleri karşısında din, dil, ırk, cinsiyet, etnisite ve inanç ayrımı yapmaksızın tarafsız kalmasıdır.

Eşit yurttaşlığın kamusal alandaki kurucu zemini olması niteliğiyle laiklik, kadın hakları ve kazanımları açısından hayati bir güvencedir. Laik hukuk sistemine ve kadınların bu sistemle elde ettiği medeni haklara yönelik sistemli saldırılara karşı durmak, her bir yurttaş için doğrudan özgür yaşam hakkını ve eşit yurttaşlığı savunmak anlamına gelmektedir.

Kadına ve LGBTİ+’lara yönelik yükselen şiddet; neoliberal piyasa ilişkileri, otoriter güvenlik politikaları, dinsel-muhafazakâr cinsiyet rejimleri ve dijital gözetim mekanizmalarının iç içe geçtiği çok katmanlı bir iktidar yapısı tarafından üretilmektedir. Bu siyasi konjonktürde kadın hakları, LGBTİ+ varoluşu, göçmen karşıtlığı ve emek sömürüsü; neoliberalizmin krizine verilen yeni otoriter yanıtların ortak kesişim kümesinde yer almaktadır. Bu saldırılar karşısında kadınların kazanılmış haklarını savunmak, ancak saldırı altındaki diğer tüm demokratik ve toplumsal hak mücadelelerinin ayrılmaz ve bütünlüklü bir parçası olması ile mümkün olacaktır.

İktidarın mevcut politikalarının yoğunlaştırdığı sınıfsal sömürü ve derinleştirdiği toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle kararlı bir şekilde mücadele etmek için birleşik bir mücadele hattını hep birlikte kurmamız gerekir. Hak, hukuk ve yaşam mücadelesi veren tüm toplumsal mücadele dinamikleri Laiklik, kamuculuk ve eşit yurttaşlık temelinde ortak bir mücadele zemini inşa etmek; eşit, demokratik, özgür ve barış içinde yaşayacağımız bir ülkeyi kurmak hepimizin tarihsel sorumluluğudur.

***

YATAY ÖRGÜTLENME AĞLARI HEP BİRLİKTE YARATILMALI

“Mücadelede öne çıkması gereken yapılar, aşağıdan yukarıya şekillenen, taban örgütlenmesine dayalı olan demokratik temsil mekanizmalarını işleten sahici yapılardan oluşmalıdır"

Serkan Öngel - Akademisyen:

Ülkede toplumsal muhalefetin parçalı yapısı çok uzun zamandır gündemde olan konulardan biri. Özellikle emek alanında giderek parçalanan, ortak hareket etme kabiliyetinin adım adım yitirildiği bir dönemden geçtik. Oysa Türkiye'nin ortak hareket etme anlamında önemli birikimleri var. Bunu özellikle emek alanı açısından söyleyebiliriz.

Sendikal alan açısından baktığımızda, işyerinde birlik, işkolunda birlik, ulusal ve uluslararası düzeyde birlik şiarının önemi ortada. Ama bugün geldiğimiz noktada örgütsel anlamda ciddi bir çözülmenin yaşandığı görülüyor. Toplumsal hayatın örgütlenmesinde önemli rol oynayan kuruluşların tabanla bağları giderek zayıfladı. Daha çok yukarıdan üretilen sözün kıymetli görüldüğü, ama tabandaki örgütlü potansiyelin bir türlü açığa çıkamadığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Hatta bunun olanaklarını sağlayabilecek örgütsel yapıların bile giderek tabandan kopan, kendi yankı odalarında konuşan yapılara dönüştüğünü görebiliyoruz.

Dolayısıyla örgütlülük kavramının altını özellikle çizmek gerekiyor. Çünkü tekil olarak süren hak mücadelelerinin ortak bir hatta buluşması açısından en önemli ihtiyaç, işçilerin, emekçilerin, geniş halk kesimlerinin iradesini tabandan temsil edebilecek, bir arada hareket edebildikleri mekânsal pratiklerin varlığıdır. Ayakları işyerine, yaşanılan mahalleye basmayan örgütsel yapıların kalıcı çıkışlar yapması mümkün değildir. 
Bugün görünür olmak örgütlü olmaktan daha kıymetli hale gelmiş durumda. Bu nedenle kabuktan ibaret, içi boş ama görüntüsü güçlü pek çok örgütsel yapının ortaya çıktığını söylemek gerekiyor. Oysa her sarsıntı dipten gelir. Toplumsal rahatsızlıkların kendilerini ifade edebilecekleri kanalların açılması gerekiyor ve mevcut mekanizmalara baktığımızda, bu kanalların tabanda oluşması gerektiğini görüyoruz.

Evet, bugün halk mücadeleleri temelinde gerçekleşen direnişler var. Maden işçilerinin direnişinden çevre mücadelelerine, öğretmenlerin mücadelesine kadar farklı boyutlarda kendini gösteriyor. Ama bunlar, temsil ettikleri kesimler tarafından ilgiyle takip edilse de ne yazık ki yarattığı etki oranında kalıcı bir örgütlülüğe dönüşemiyor. 
Kişi kültü örgütlülüğün önüne geçiyor. Örgütlülük ile birlikte hareket etmek ya da eyleme geçmek arasında örtüşen bir durum yok. Örgütlülüğün kalıcı pratikleri oluşturması, o kalıcı pratiklerin de toplumsal muhalefetin inşasında somut hareket noktaları haline gelmesi önemli bir husus. Ortak bir pratiği örgütleyebilecek olan şey de mekânsal yakınlıklardır. Kişilerden bağımsızlaşabilmesidir.

Elbette teknolojik dönüşüm, kamusallık algısını büyük oranda değiştirdi. Ama burada da insanların katılım mekanizmalarının dar bir çerçevede kaldığı pratiklerle karşı karşıyayız. Teknoloji, insanların bir araya gelişini sağlayan destekleyici bir unsur olarak kullanılmalı. Bir araya gelişlere karşı işleyen bir mekanizmaya dönüşmemeli. Dönüştüğü takdirde, tam da sözünü ettiğimiz fiziksel yakınlık, ortak hareket edebilme kabiliyeti zaafa uğruyor. Çağrılarla toplanan insanlar, seslerini yükselttikten sonra gündelik hayatlarına geri dönüyor. Belki bir süre sonra başka bir çağrı üzerinden aynısını tekrarlıyorlar. Ya da vazgeçiyorlar. Derin örgütsel ilişkiler açığa çıkamıyor.

Bu nedenle mücadelede öne çıkması gereken yapılar, aşağıdan yukarıya şekillenen, taban örgütlenmesine dayalı, demokratik temsil mekanizmalarını işleten sahici yapılardır. Ortak sorunları sadece yukarıdan dile getiren değil, onları yaşayan ve hisseden kesimleri sürecin parçası yapan yapılar. Mesele yapıların yokluğu değildir. Bir sürü örgütsel yapı var. Sorun örgütlülüğün yokluğudur. Toplumsal kırılmaların yaşandığı tarihsel süreçler, kitlelerin hızla örgütsel pratiklerin parçası olduğu, bu pratikleri gündelik hayatlarına taşıdıkları dönemlerdir.

Yapılacak olan, toplumda belirginleşen değişim umudunu somut bir projenin parçası kılmaktır. Bunun olmazsa olmazı ise söylenen sözün, kitleleri bir araya getirecek mekânlarda somut bir örgütlenmeye dönüşmesidir.

Bu örgütlenmenin iki temel unsuru olabilir. İşyerleri ve yaşam mahalleri. İstihdamın mekânsal olarak parçalandığı iş kollarında bile mesai sonrası bir araya gelişler mümkün. Sorunlar etrafında yan yana gelinebiliyor. Ama sorun bu yan yana gelişlerin ortak bir mücadeleye dönüşmesindedir.

Haberin tamamını BirGün'da oku

Bu konuda sen ne düşünüyorsun?

Siyaset

Siyaset

Özgür Özel’in kuracağı varsayılan bir parti seçimlere girse oyunuzu hangi partiye verirdiniz?

Şıklar — oy vermek için seç

+ Daha fazla şık ankette.

Katılımcıların eğilimine göre %37,8 “Özgür Özel’in partisi” — toplam 268.704 oy, son 30 günde 840 yeni katılım.

268.704 toplam oy +840 / 30 gün
Ankete katıl · Oy ver

Halk Seçiyor verileri: 19.07.2026 21:14 (TSI) itibarıyla. Sayfa önbelleği nedeniyle birkaç dakika gecikmeli olabilir.

Günün trend anketleri

Ana Sayfa Belediyeler
Sonuçlar
Vekiller Partiler