“Otomobilinizden vazgeçin, size ülkedeki tüm ulaşım araçlarını bir yıl boyunca ücretsiz kullanmanızı sağlayacak bir kart verelim” deselerdi, ne yanıt verirdiniz? Almanya’nın Frankfurt kenti, sakinlerine 2024’ten beri bu soruyu soruyor. İlk yıl 560 Frankfurtlu bu teklife olumlu yanıt vermişti, ikinci yıl sonunda 200’e yakın kişi daha projeye katıldı ve bu sayı 750’ye ulaştı.
Teklif basit. Arabanızı aileniz dışında birine satar ya da hurdaya çıkarırsanız, size tüm Almanya’da geçerli “Almanya bileti”ni (Deutschlandticket) bedava veriyorlar. Almanya bileti ülkedeki tüm toplu taşıma araçlarına sınırsız biniş hakkı sağlıyor. Şehiriçi otobüsler, metro ve tramvayın yanı sıra şehirlerarası trenler de hizmetinizde. Almanya biletinin yıllık maliyeti 756 avro. Yapmanız gereken tek şey otomobilinizden vazgeçtiğinizi ispatlamak ve bir yıl boyunca yeni bir otomobil almamak.
Teklifi kabul edenlerin çoğu tek başına yaşayanlar veya iki kişilik, özellikle de gelir seviyesi düşük aileler. Yüzde 52’si kadın, yüzde 21’i ise 56 ila 65 yaş grubu arasında. Belediyenin bu projesinin kullananların yarısından fazlası çalışanlar, yaklaşık üçte biri ise emekli. Otomobil sahipliliğinin maliyeti ve ekonomik zorlukların belirleyici olduğu kesin.
Eski otomobillerini hurdaya çıkarıp, bedava bileti kapıyorlardır diye düşünmeyin, ilk yılki 560 başvuru sahibinin sadece 11’inin arabası hurdaya ayrılmış. Programın asıl başarısını ise şu verilerin gösterdiği düşünülüyor. Bu destek programının başlamasından önce kullanıcıların yüzde 26’sı otomobili ana ulaşım aracı olarak kullanırken, programa katıldıktan sonra bu oran yüzde 7’ye düşüyor. Daha da ilginci, bir yıllık bedava biletin süresi bittikten sonra da toplu taşıma katılımcıların yüzde 58’i için ana ulaşım aracı olmaya devam ediyor. Tren ve otobüsü sık kullananların sayısı da yüzde 6’dan yüzde 28’e yükselmiş. Ayrıca bisiklet kullanımı ve yürüyüş sayısı da artmış. Bisiklete taytla mı binmişler, aralarında vali var mı; o konularda bilgi yok.
Özetlersek, otomobil çoğu zaman bir zorunluluk değil bir bağımlılık. Statü simgesi ve tüketim kültürünün bir parçası olmaya devam ediyor. Ulaşım araçları arasında çevreye ve iklime en çok zarar verenlerden biri olduğu unutuluyor. Toplu taşıma ve bisiklet ise otomobilin panzehri.
Ülkede siyasette her gün bir başka deprem yaşanırken, demokratik rejim yok edilmeye çalışılırken bunları neden anlattım? Başka bir dünyada yaşamıyorum elbette. Hapse atılan, makamından edilen seçilmiş yöneticilerle oy verme hakkımız bile gasp edilirken bizi isyanın kıyısından döndüren şeyler çoğu zaman kapitalizmin bizi uyuşturmak için kullandığı otomobil gibi metalar oluyor.
19 Mart Darbesi diye tanımlanan, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreçten sonraki boykot çağrılarını hatırlayın. Boykotun birçok alanda işe yaradığını biliyoruz ancak CHP’nin boykot listesinde yer alan otomobillerin satış rakamları boykottan etkilenmişe benzemiyor. Örneğin boykot listesinde yer alan Doğuş Grubu’na ait üç aracın satışları 2025’te bir önceki yıla göre arttı. Bu otomobillerin hepsini iktidara ve demokrasi karşıtı müdahalelere destek verenler almadığına göre, boykot çağrısı iş otomobile gelince etkisiz kalmışa benziyor. Otomobil tutkusu kapitalizmin insanları metalara nasıl tutsak ettiğini gösteren önemli bir örnek. Boykot ise içinde bulunduğumuz dünyada otokratik rejimlere karşı mücadelede kullanılan, etkili bir yöntem. O yüzden de kendimizi kapitalizmin en etkin uyuşturucularından kurtulma konusunda hazırlamamız gerek. “Cumhuriyet mi yoksa sevdiğim otomobil mi” sorusunu henüz sormadıysak bile, bir gün kendimize sormak zorunda kalabiliriz.
Kamunun toplu ulaşımı destekleyen politikaları hayata geçirmesi, otomobilsiz hayatı teşvik etmesi, kapitalizmin insanları tutsak alan, bağımlılık yaratan metalarına karşı direnç yarattığı, bizi güçlendirdiği için çok değerli. O yüzden de Almanya örneğini bu sıcak gündeme rağmen sizle paylaşmak istedim. Özgürlükten vazgeçilmez ama her şeyden vazgeçilir.
Yorumlar