İnsan Hakları Derneği (İHD) 17 Temmuz 2026 Cuma günü 40. kuruluş yıldönümünü kutlayacak. İHD’nin geride kalan 40 yılını özetlemek gerekirse “biraz daha insan olalım” uğraşına saygı duyabiliriz ancak... İnsan hakları mücadelesinin ilk adımında işkenceyi sonlandırmak vardır. Bu alanının öncüleri ayrımsız her mağdura eşit davranmalarıyla ünlüdür. İHD İstanbul Şubesi 1998’de “İfade vermek değil, ifade etmek istiyoruz” afişinde Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafına “bile” yer vermişti. CHP milletvekili ve hak savunucusu hukukçu Sezgin Tanrıkulu, Meclis’te diyalog kurulabilecek bazı AKP’lilere, “Yasaları bu kadar ihlal etmekten çekinmiyor musunuz, yarın öbür gün yargılanırız diye düşünmüyor musunuz?” diye sorunca büyük bir güvenle şöyle diyorlar:
-Siz varsınız ya, bizi de savunursunuz!
***
İHD’nin Onursal Başkanı Akın Birdal, uzun yıllar en üst yöneticisi olduğu “İHD’nin 40. Yılına Armağan” ettiği bir kitap yayımladı. Yakın Yayınları arasında çıkan “Unutmabeni Çiçekleri” adlı kitap Türkiye’nin uygar bir ülke olabilmesi için mücadele veren Akın Birdal’ın şimdi hayatta olmayan yakın dostlarını anlatıyor.
Yazarı için en başta söyleyeceğimi ilk başa koyuyorum: Akın Birdal tepeden tırnağa saf bir vicdandandır! Bu yüzden insan hakları alanının abide ismidir. Egemen ulusun bireyi olmasına karşın her daim ezilen ulusların, etnik yapıların, baskı görenlerin, işkenceye uğrayanların, gençlerin, kadınların, çocukların yanında oldu. Bu bakımdan ülkenin yüz akıdır.
Kitaba gelince… Bir çiçeğin adı bazen bir ülkenin hafızası olabilir. “Unutmabeni Çiçeği" adını narin görüntüsünden değil, taşıdığı güçlü çağrıdan alıyor. Bu özel çiçek, hatırla der, unutma der, geçip giden zamanın, yitirilen insanların, yarım bırakılmış düşlerin üzerini örtmesine izin verme der! Akın Birdal'ın bu kitabı da tam olarak böyle bir çağrının ürünü olarak kitapçılarda yerini aldı.
Bu kitapta yalnızca insanlar anlatılmıyor. Bir ülkenin vicdanı, itirazı, umudu ve direnci dile getiriliyor. Aziz Nesin'in gülümsemesinin arkasındaki öfke, Yaşar Kemal'in Çukurova'dan yükselen sesi, Yılmaz Güney'in asi bakışı, Vedat Türkali'nin bitmeyen kavgası, Ahmet Kaya'nın sürgüne taşınan türküsü, Orhan Doğan'ın barış arayışı…
Toplumsal vicdan denilince öncelikle gazeteciler akla gelmelidir. Sadece tarihin tanığı değil, zalimlerin korkulu rüyalarıdır onlar. Tıpkı Mustafa Ekmekçi gibi Ankara’da direnen kalemdir. Bir başka gazetecilik direnişi Celal Başlangıç’tır. İnsan haklarının en vahşi biçimde ihlal edildiği 12 Eylül ve sonrasında gelen OHAL rejiminin Kürtlerin yaşadığı dramı neredeyse günlük olarak Cumhuriyet gazetesinde korkusuzca yazdı.
Her biri kendi alanında iz bıraktı. Ama onları ortaklaştıran yalnızca ünleri değildir. Onlar, Türkiye'nin daha adil, daha özgür ve daha eşit bir ülke olması için bedel ödemeyi göze almış insanlardı.
***
Bu isimlerin tümü Akın Birdal’ın hayatında yakın dost olarak yer aldı. Birdal bu isimleri bir tarihçinin soğukkanlılığıyla değil, “aynı yolun yolcusu” olan bir tanığın sıcaklığıyla anlatıyor. Çünkü bu kitabın kahramanlarının çoğu onun yaşamının da bir parçası oldu. Aynı meydanlarda buluştular, aynı acılara tanıklık ettiler, aynı umutları büyüttüler. Bu nedenle kitapta okuyacağınız her portre yalnızca bir biyografik tanıklık değil, aynı zamanda bir dönemin ruhuna açılan penceredir.
Türkiye'nin yakın tarihi çoğu zaman resmi belgelerde değil, insanların yüzlerinde, sözlerinde ve hayatlarında saklıdır. Bu kitap o gizli arşivin kapılarını aralıyor. Okurunu yalnızca geçmişe götürmüyor; bugünü anlamaya ve yarını kurmaya da davet ediyor.
Unutmak, bazen ikinci bir kayıptır!
Bu yüzden "Unutmabeni Çiçeği", bir anma kitabı olmanın ötesinde bir hafıza kitabıdır. Toprağa düşen izlerin silinmesine karşı yazılmış bir hatırlama çabasıdır.
Sayfalar ilerledikçe, kitapta anlatılan insanların yalnızca kendi dönemlerinin tanıkları değil, geleceğin de inşacıları olduğunu görüyorsunuz. Kitap için en kısa tanım “Akın Birdal’ın hazinesi” olabilir. Türkiye’nin yüz akı kuruluşunun 40 yaşına basmasıyla birlikte okumalıyız:
-Akın Birdal ve İHD’nin 40 yılı!
Yorumlar