Ishmael Reed
Kutuplaşmış Amerikan medyası, 4 Temmuz’a giden hafta boyunca kurucu babaları övdü ve diğer Amerikan kahramanlarına saygı duruşunda bulundu. Onlar için kahraman. Bizim için canavar.
CNN’e göre Kit Carson bir kahraman. Carson’ın neredeyse yalınayak, kilometrelerce yürüyerek adamlarını kurtardığı bir sahne gösterdiler. Biz de çocukken çizgi filmlerde Kit Carson’ın maceralarını izleyerek büyüdük. Yerleşimcilerin eğitimi bize, Kit Carson’ın Navajo halkına karşı vahşetler işlediğini öğretmedi. Peki, Navajolar bu Amerikan “kahramanını” nasıl görüyordu? Partnership with Native Americans adlı bir kaynaktan:
1863’te General James Carleton, Navajoları ortadan kaldırmaya yönelik yeni bir girişim başlattı. Operasyonun başında Albay Kit Carson vardı. Navajoları askeri olarak yenemeyeceğini bilen Carson, onların evlerini, ürünlerini ve hayvanlarını yok etmeye başladı. Yerli halkın temel gıdası olan iki milyondan fazla pound mısır yakıldı. Kış aylarında açlıktan kırılan birçok aile, hayatta kalabilmek için kendilerini orduya teslim etmeye başladı. Yaklaşık 8.000 erkek, kadın ve çocuk, New Mexico’daki yaklaşık 300 mil uzaklıktaki Basque Redondo rezervasyonuna “Uzun Yürüyüşe” zorlandı. Birçoğu yolda açlıktan ve soğuktan öldü. Diğerleri ise bahar taşkınları sırasında Rio Grande Nehri’ni geçmeye zorlandıklarında boğuldu.
Douglass Brinkley iyi biridir. New Orleans’a yazarları getirmek için aldığı bir burs kapsamında onunla birkaç gün geçirdim. Ancak şimdi, yozlaşmış eski tarihçi çevreye meydan okuyacak biri olmaktan ziyade bir televizyon tarihçisine dönüşmüş durumda; o çevre ki bugün kadın, Siyah ve Yerli Amerikalı tarihçilerden oluşan yeni bir kuşak tarafından sorgulanıyor. Yine de Konfederasyon yanlısı Ken Burns’ü tarihçi olarak gören bir medyada kendini rahat hissediyor. Çarşamba günü yayımlanan bir televizyon programında Theodore Roosevelt’e duyduğu hayranlığı dile getirdi. 2021’de Brinkley, Theodore Roosevelt Başkanlık Kütüphanesi’nin ilk yerleşik tarihçisi olarak atandı.
Peki, Siyahlar Theodore Roosevelt hakkında ne düşünüyor?
America’s Black Holocaust Museum’dan bir paylaşım:
30 Aralık 1906’da Başkan Theodore Roosevelt, Brownsville Olayı olarak bilinen ve Amerikan askeri tarihindeki en önemli ırksal adaletsizliklerden biri haline gelen olayın ardından, ABD Ordusu 25. Piyade Alayı’ndan 167 Siyah askerin onursuz şekilde terhis edilmesini emretti.
***
Bu karara yol açan olaylar aylar önce, 13 Ağustos 1906 gecesi Texas’ın Brownsville kentinde başladı. Beyaz bir barmen öldürüldü, bir polis memuru ise silahlı saldırıda yaralandı. Neredeyse anında, yakınlardaki Fort Brown’da konuşlanmış Siyah askerler suçlandı. Komutanların askerlerin o sırada kışlada olduklarını belirtmesine ve fiziksel kanıtlardaki açık tutarsızlıklara rağmen, yerel yetkililer yalnızca bu alaya odaklandı.
Hiçbir asker bireysel olarak şüpheli olarak tanımlanmadı ve hiçbir askeri mahkeme kurulmadı.
Buna rağmen Roosevelt, siyasi baskı altında ve sözde bir “sessizlik komplosunu” gerekçe göstererek toplu cezalandırma uyguladı. Emriyle 167 askerin tamamı onurlarını, emeklilik haklarını ve gelecekte federal istihdam olasılıklarını kaybetti. Bu askerlerin çoğu yıllarca onurla hizmet etmişti; bazıları İspanyol-Amerikan Savaşı’nda görev yapmıştı. Kimileri emekliliğe yaklaşmışken, onlarca yıllık hizmetlerinin sağladığı ekonomik güvenceyi kaybetti.
Sonuçları ömür boyu sürdü. Aileler yoksulluğa sürüklendi. İtibarlar yok edildi. Ordu’nun bu kararı acı bir çelişkiyi pekiştirdi: ABD Ordusu bu yanlışı ancak 1972’de resmen kabul etti ve askerleri akladı.
Theodore Roosevelt’ın biyografisini yazanlardan birine, Brownsville olayındaki rolünü neden atladığını sorduğumda, bunu dâhil edecek yerinin olmadığını söyledi. Booker T. Washington ise Roosevelt’i askerler için adil bir yargılama yapılması konusunda ikna etmeye çalışmıştı.
Francine Prose, 2 Temmuz’da Guardian’da yayımlanan yazısında Thomas Jefferson’a duyduğu saygıyı dile getirdi. Oysa Jefferson, köleliği “iğrenç” olarak nitelendiren bir ikiyüzlüydü; buna rağmen köleleri hayvan gibi üretmeye devam etti ve onları sağlıksız, dar alanlara mahkûm etti. Aileleri parçaladı ve kölelerini dövdürdü. Hatta muhtemelen kendisi de dövüyordu. Fransa’dan gelen bir ziyaretçi, Jefferson’ın kölelerini denetlerken yanında bulunduğunu ve yürüyüp dururken elindeki binici kamçısını şaklattığını anlatır. Köleler bu harekete titreyerek karşılık verirdi.
Onun bir Siyah sevgilisi olduğu üzerine çok şey yazıldı, ancak başka bir sözlü gelenek onu aynı zamanda kontrolsüz bir tecavüzcü olarak tanımlar. Feministler neden böyle bir adamı onurlandırsın? Bana kalırsa Jefferson, Cary Grant ve diğer İngiliz oyuncuların Britanya emperyalizmini yücelten filmlerde oynarken taşıdığı “Hollywood Raj” görünümü nedeniyle hayranlık uyandırıyor.
Benjamin Franklin’e “Eski İkiyüzlü” denirdi; yine de Kurucu Babalar arasında en zeki olanlardan biriydi. Franklin, 1750’lerin sonlarında Siyah çocuklar için açılmış bir okulu ziyaret ettikten sonra köleliğe karşı çıkmaya başladı; onların eğitimsizliğinin doğadan değil, koşullarından kaynaklandığını fark etti.
Hayatının sonuna doğru bu karşıtlığı zirveye ulaştı. 1787’de Pennsylvania Köleliğin Kaldırılması Derneği’nin başkanı oldu. Şubat 1790’da Kongre’ye köleliğin sona erdirilmesi için dilekçe sundu. Washington, Jefferson ve Hamilton Yerli Amerikalıların yok edilmesini savunurken, Franklin bu katliamlara karşı çıktı.
Benjamin Franklin, 1763–1764 yıllarında barışçıl ve silahsız 20 Susquehannock (Conestoga) yerlisinin katledilmesini, Lancaster County’deki Son Katliamların Anlatısı başlıklı sert bir broşür yazarak protesto etti. Katilleri “barbar bir güruh” olarak nitelendirdi ve toplu ırksal cezalandırmaya karşı güçlü bir şekilde argüman geliştirdi.
Eğer bu ülkenin bir kurucu babaya ihtiyacı varsa, belki de bu kişi Franklin olmalıdır.
Kaynak: canadiandimension.com
Çeviri: Yusuf Tuna KOÇ
Yorumlar